Nice güzel günler görelim hep birlikte, güneşli günler...
bahama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bahama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Mart 2016 Salı
Bir zamanlar 40 uçmuş
Geçen sene bugün; kucaklarken titrediğimiz, gözünün içine baktığımız, ağlarken beraber ağladığımız minnoş kızımızın 40 uçurmasını yapmıştık. Annem yanımızdaydı, bol bol fotoğrafımızı çekmişti. Ne güzel, sıcak bir plaj günüydü, deniz soğuktu ama hava mis gibiydi...
Etiketler:
bahama,
duruburgaz,
geçen sene,
grand bahama
Huzur burada:)
Uzun zamandır yazıcam bir türlü oturamadım bilgisayar başına. Geçen hafta paskalya olduğu için Sabri de evdeydi 4 gün, çok güzel geçti, hopladık zıpladık, deniz, plaj, kum, güneş derken şimdi tekrar eski rutinimize döndük.
Duru'yu alıp fellik fellik geziyorum. Adada nereye gidebilirim zaten, belli başlı 2-3 yer var bebekle tek başıma gidip oyalanabileceğim. Geçen gün markete gittik, farkettim ki burada hayat yavaş ve bebek büyütürken bu işimi epey kolaylaştırıyor.
Genelde adadan şikayet ediyorum, farkındayım. Haklı olduğum taraflar da var, kabul edin. Alternatifler az (etkinlik anlamında), alışveriş yok (daha önce bahsetmiştim bir AVM bile yok), yazın hava sıcak olduğu için gündüz kısıtlı zamanlarda sokağa çıkabiliyorsun, hatta yazın yağmur da yağdığı için çıkamayabiliyorsun, marketler pahalı, her zaman her aradığın sebze meyveyi bulmak zor, bulsan da taze olmayabiliyor vs vs...
Ama hayatın akışı, o dinginlik, o huzur, kimsenin kimseyi takmayışı... Kabul etmeliyim ki Allah'a binlerce şükrediyorum...
Geçen gün arabayı marketin otoparkına park ettim, Duru'yu arabadan indirdim, markete elele girelim dedim. Takdir edersiniz ki kendisi epey yavaş yürüyor minnoş ayakları ile. Olsun dedim, çok şükür bekleyenimiz yok, zamanımız çok, yürüsün bebeğim, hadi hadi hadi demeden geçsin ömrümüz, telaşsız, sakin. Ne mutlu bize...
Düşünüyorum İstanbul'da eski şartlarda yaşıyor olsaydık (çalışmayan bir anne olabilir miydim o da muamma) apartmandan iner inmez caddeden geçen arabalar, kaldırımdan giden motorlar, kavga gürültü nedeniyle çocuğu kucağımdan indiremezdim muhtemelen, bir yere gitsen saatlerce dön dolaş otopark ara, saatlerini yollarda harca, günü değerlendireme, eve yetişecem diye koştur koştur çocuğu al götür, yavrum daha tadını çıkaramadan...
Haftasonu yapılan planlar nedeni ile hadi hadi kahvaltıyı hemen yapalım çıkalım, çocuğun uykusu gelmeden toparlanalım, offf düşününce bile boğuluyorum. Sanırım çok alıştım dingin hayata.
Yıl sonunda eski işyerimden arkadaşlarım bize geldiğinde ona da demiştim, dönüp geçmişe baktığımda o kadar boş işlerle/kişilerle uğraşmışım ki, şimdi dışardan bakınca daha iyi anlıyorum. Kurumsal hayatın gereksiz hırsları, büyük şehrin gereksiz koşturmacası, hep bi çekişme, yarış, daha hızlı eve varma isteği, daha çok para kazanma ihtiyacı, daha daha daha... Hep bi telaş... Hiç gerek yokmuş, huzur sukunette... Bu da böyle biline...
Etiketler:
Annelik,
bahama,
duruburgaz,
grand bahama,
huzur
7 Mart 2016 Pazartesi
07 Mart 2015
Geçen sene tam da bugün kızım yaşadığımız topraklara, Grand Bahama Adasına ilk kez ayak bastı. Daha doğrusu ayak basamadı belki ama kucağımda basmış kadar oldu. O zamanlar henüz 18 günlüktü kendisi ve ilk uçak yolculuğunu gerçekleştirmişti...
Ben ise ne yazık ki henüz doğum yapmamışımcasına veremediğim kilolarım, lohusalığın vermiş olduğu herşeye ağlama krizlerim, bebeğim kucağımda, 'ne yapacağım ben şimdi bu kıllicik bebe ile’ çaresizliklerimle vermiştim bu pozu.
Annem yanımdaydı, ne güzel günlerdi…
Bugün ise kayınvalidemleri bir ay aradan sonra memleketimize uğurladık, sağlıcakla gitsinler inşallah. Biz yine evde kuzumla başbaşa kaldık, evimiz sessizleşti.
Allah ağzımızın tadını hiç bozmasın, sağlığımız yerinde olsun gelir gider, konuşur güleriz yine. Önemli olan Allah sevdiklerimizin yokluğunu aratmasın...
Etiketler:
bahama,
duruburgaz,
geçen sene,
grand bahama
26 Şubat 2016 Cuma
Güzel şeyler de olmuyor değil...
Belki de kötü düşünce, devamlı birşeyleri dert etme daha da kötüyü beraberinde getiriyor. Şimdi dayımın torunu da hasta olmuş kıyamam daha 6 aylık bebek. Sağlığına kavuşsun inşallah en kısa zamanda.
Diğer hastalardan da çok kısa bahsedip güzel şeyler paylaşmaya karar verdim bugün. Güzellikler getirsin diye...
Dayım 2 güne hastaneden çıkıyormuş, çok şükür, tedavisine evde devam edilecek. Anneannem yoğun bakımdan normal odaya alındı bugün, tedavisi sürüyor. Virüslü aile fertleri iyileşti, hasta bakımına devam ediyorlar. Haberler iyi yani...
Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz ama paylaşmak içimden gelmediği için ertelediğim yazımın konusu 'Duru'nun ilk doğum günü'... Paylaşmak bugüne nasip oldu:
17 Şubat 2016 Çarşamba günü Duru'nun fotoğraf çekimi vardı. Tam gününde olsun istedim... Çok da güzel oldu.
Bu fotoğraf çekimi için biraz endişeliydim doğrusunu söylemek gerekirse. Duru poz verecek mi acaba, güzel pozlar alabilecek miyiz, huysuzlanır mı diye korkuyordum. Hiç korktuğum gibi olmadı, Duru sağolsun çok iyi iş çıkardı. Eline inci kolyeler, balonlar verdik, iyi oyalandı.
Bir arkadaşımız sağolsun geldi 1-2 saat Duru ile uğraştı ama çok güzel fotoğraflar çıktı ortaya.
Amerika'da 1. yaş günü gelenekseli 'cake smashing' denilen 'pastaya yumulma' denemesi yapalım istedik. Minik bir pasta yaptırmıştık, Duru da belki ağzı ile pastaya dalar, her tarafına bulaşır ve biz de o anı fotoğraflarız diye ama bizim kız biraz temkinli olduğu için elleriyle mıncıklamak ile yetindi. Olsun, biz o şekilde de güzel pozlar yakaladık.
Bu arada hem bu fotoğraf çekimi için hem de haftasonu gerçekleştirdiğimiz doğum günü partisi için hemen hemen tüm dekorasyon malzemelerini kendimiz yaptık. Kayınvalidem, Sabri ve ben 2 hafta akşamları Duru'yu uyuttuktan sonra geç saatlere kadar onlarla uğraştık ama değdi. Çok güzel oldu, herkes de çok beğendi. Tek tek anlatacağım...
Yukarıdaki resimlerde gördüğünüz ONE yazısını çuvallardan kestik, üzerine fırça ile beyaz renk harfler boyadık. Her harfin arasına kurdeleler bağladık. Altındaki sarı-pembe püskülü yapmak için de grapon kağıtlarını minik minik keserek bir ipe dizdik.
Yine yukarıda gördüğünüz pembe tütüyü kayınvalidem yaptı. Kumaşçıdan tül almıştık 3 farklı tonda. onları kısa kısa keserek bel lastiğine geçirdi, aralara da kurdele attı, çok güzel oldu. Duru ilk gün korktu ama sonra alıştı. Bütün gün salonda oyuncaklarının arasında tuttuk alışsın diye, nitekim ertesi güne alışmıştı.
Doğum günü partisi için kayınvalidem bu kavanoz ve şişeleri Türkiye'den taşıdı. Üzerinin stickerlarını bile oradan getirdi, burada kestik, tülünü, kurdelesini silikon tabancası ile yapıştırdık. Yarısının içine kum, yarısının içine m&m çikolata koyduk. Özellikle partiye gelen çocuklar bayıldı :)
Bu şişe ve kavanozları bir torbaya koyarak gelen kişilere hediye ettik. İçlerine Duru'nun ayağının izini bastığımız kartlara teşekkür yazısını da ekledik.
Ayak izini alma süreci epey zorladı bizi. Aslında itiraf etmeliyim başta bu konsept el izi ile yapılacaktı ama Duru sağolsun avucunu açmadığı için o iş yattı:) Ayak izi de farklı oldu tabi :) Yumuk yumuk ayaklarını yidiğim..
Yemekler muhteşem olmuştu, herkes bayıldı. Kayınvalidem döktürdü yine :) Börekler, patates salatası, makarna salatası, cupcakeler, kurabiyeler, çikolata topları, meyveler ve PASTA...
Fotoğraf çekiminde kullandığımız ONE yazısını Duru'nun doğumundan bugüne olan her ay çektiğim fotoğraflarla süsledik, o da çok hoşuna gitti misafirlerin. 'Zaman nasıl geçiyor', 'nasıl da minicikti', 'ne ara büyüdü' dedirten cinsten fotolar... Bu arada kenardaki sarı pompomlardan 6-7 tane farklı renklerde yapmıştık, başka başka yerlere astık... Hoş göründü...
Yemek masasının arkasına çok güzel bir fon yaptık, üzerine yine el yapımı çuvaldan HAPPY BIRTHDAY yazısı. Epey vakit aldı ama çok güzel oldu, elimize sağlık. Pembe-beyaz-mor fonu plastik kullan-at masa örtülerini keserek ve her bir parçayı ipe bağlayarak yaptık. Uçuş uçuş oldu, çok beğendim, içime sindi... Ayrıca güzel bir aile fotoğrafımız oldu, o da ayrıca hoşuma gitti :)
Bu arada bir partinin olmazsa olmazlarından uçan balonlar çok güzeldi. Niyeyse ben uçan balon olayını çok seviyorum. Pembeli beyazlı değişik değişik balonlar almıştık, değişik kombinler yaparak astık bir yerlere, çok tatlı oldu....
Bu arada bir kaç gün önceden Duru'ya pastadaki muma üflemesi gerektiğini öğretmeye çalıştım ama pek başarılı olamadım sanırım. Ara ara canı istediğinde üflüyor gibi bir şey yapıyor ama doğru zamanda asla olmuyor bu...
Şimdi durup dururken 'Happy Birthday Duruuuu' diye şarkı söylemeye başladığımızda yüzü gülüyor, sallanmaya başlıyor, el çırpıyor... Çok şükür ilk doğum gününü çok güzel atlattık, Allah nicelerini nasip etsin...
Toplam 42 kişiydik (çoluk çombalak hepsi dahil). Herkesin yüzü gülüyordu, ortam, yemekler ve muhabbet hoşuna gitti herkesin. En önemlisi buydu... Düşünüyoum da, geçen sene kendi doğum günlerimizdeki katılımcılarla, Duru'nun doğum günündeki katılımcıların hepsi farklı. Hep derlerdi 'çocuktan sonra arkadaşlar değişiyor' diye, 'daha çok çocuklu ailelerle takılmaya başlıyorsun' diye, bu kadar bariz değişeceğini düşünmüyordum. Gerçekten de artık hep çocuklu ailelerle takılıyoruz, bu partide de onu görmüş olduk. Bakalım seneye nerede, kimlerle ve nasıl kutalayacağız, merakla bekliyorum:)
Etiketler:
bahama,
doğum günü,
duruburgaz,
grand bahama,
ilk doğum günü,
parti
23 Ocak 2016 Cumartesi
Şiddetli yağmur halleri
Bugün aşırı yağmur var bizim adada. Gökler gürlemediği sürece pencereye vuran yağmurun sesini hep sevmişimdir. Böyle günlerde alırım sıcacık kahvemi elime, tavandan yere kadar olan penceremin önündeki berjere oturur, ayaklarımı toplar, sokaktaki insanları izler, hayaller kurar, hikayeler yazarım kendimce. İnsanların hikayelerini dinlemek, düşünmek beni hep cezbetmiştir zaten. Üzerimde en sevdiğim eşofmanım, saçlarımı yeni taramışım, dökülmüşler omuzlarıma, kahvaltı sonrası keyfi yapıyorum yine. Havuza düşen yağmur damlaları havuzu dalgalandırıyor, evimizin önündeki huzurla izlediğim sakin kanal taşacak gibi oluyor. Ara ara düşüncelere dalıyorum, ara ara kitabımın sayfalarını karıştırıyorum, paşa gönlüm ne istiyorsa...
Şimdi şöyle bir arkanıza yaslanın ve düşünün, gerçekten böyle bir gün geçirmiş olabilir miyim sizce? Allah aşkına gerçekçi olalım... Tabii ki hayır.
Aşırı yağmurun yağdığı doğru. Üzerimde eski bir eşofman, popo kreminin fazlasını can havli ile üzerime sürmüş olduğum bir tshirt, saçlarım uzun zamandır olduğu gibi tepeden en doğal haliyle toplanmaya çalışılmış, Duru ile hızlı bir kahvaltı sonrası (tabi ki kapkara soğuk çayı masanın üzerinde bırakarak) şiddetli yağmurla akan tavanı zaptedebilmek için kovalar, havlularla mücadele ettim. Her 15 dakikada bir havlular ıslandı mı, kovalar doldu mu diye kontrol ederken bir yandan da Duru'yu bu kovalardan uzak tutmaya çalıştım (bu daha zor kısmıydı).
Kovalara saldırmayı engelleyemediğim zamanlarda odaya götürüyorum Duru'yu, oradaki legolarıyla vakit geçirmesini sağlıyorum. Orda da ben sıkıntıdan patlıyorum :) Yapacak bir şey yok...
Haydi dedim her zamanki gibi, çok şükür, iyi tarafından bakalım, evimizdeyiz, sıcak sıcak oturuyoruz derken elektrikler gitmesin mi? Tövbeler olsun çok zor bir durum. Buzdolabı, ocak, fırın, klima, telefonların şarjları ve en önemlisi internet!
Şuan bu yazıyı da elektrikler geldiğinde yayınlayabileceğim. Hayırlısı...
Bu havanın tadını çıkaranlar da olmuştur eminim, Allah arttırsın... Çocuk sahibi olunca görürüm ben onları... Sıcak kahve içmek neydi, saça fön çekmek neydi, oje sürmek neydi, bunların değerini şimdi bilmezler, zamanı gelince anlarlar...
21 Mayıs 2014 Çarşamba
aaa ne çabuk geçti....
Uzun zaman geçtiğinin farkındayım. Yani öyle ‘aaa bir bakmışım 2 ay olmuş’ klişelerine girmeyeceğim. Bilinçli bir uzaklıktı benimki:) Aslında kendimi henüz hazır hissetmiyordum ama bugün hem biraz kendimi yalnız ve üzgün hissettiğimden hem de baya bir birikim yaptığımdan, yazasım geldi.
Son 2 aydır birçok şey yaşandı. İyisiyle kötüsüyle deneyimler edindik, gezdik, gördük, okuduk, ettik, misafirlerimizi ağırladık ve ağırlamaya devam ediyoruz. Bu arada bir süredir ülkemizde yaşanan üzücü olaylar bizleri de tabii ki üzdü... Her gün takipteyiz... Önce seçim süreci, tapeler, çalınan emekler ve yapılan haksızlıklara üzüldük, twitter ve youtube'un kapatılmasına şaşırdık, sonra kaybolan çocuklara kahrolduk, şimdi Soma'da yaşananlar... Yavaş yavaş başlayayım anlatmaya.
Önce neden yalnız ve üzgün hissettiğimi açıklayayım hemen: bugün blogcuanne’yi okurken yazılarının birinde
Elfony’e rastladım. Aaa bu da kimmiş derken tüm
yazılarını bir çırpıda okudum ve sanırım ağlamaktan
nefesim kesiliyordu, korktum. 18 aylık kızını, gece uykusunda nefesi kesilmesi
sonucunda kaybeden bir annenin yaşadıkları, düşündükleri, hissettikleri… İnanılmaz etkiledi beni. Yine bu
durumdan annemin whatsapp mesajı çıkardı beni, yine o kurtardı beni nefesimin
kesilmesi telaşımdan….
Henüz bir bebeğim yok, 'anne olunca anlarsın' dedikleri gibi belki de hissedemiyorum
yeterince ama onun yazdıkları o kadar güzel geçti ki bana, kendimi yerine
koymak fikri bile yerle bir etti beni. Annem hep der ‘Allah ölüm ayrılığı vermesin’ diye... Allahım sen kimseyi evlat acısı ile sınama… Hakkaten
zor bir süreç… Allah sabır versin tüm yaşayanlara… İnançlı, kaderci bir kişi olmama rağmen engel olamıyorum gözyaşlarıma…
Bu sebeple ülkemizde yaşanan her olayı böyle yakından takip eden kişiler olarak olaylarda (açıkcası özellikle çocuk ölümlerinde) gözyaşlarımıza hakim olamıyoruz, üzülmeden edemiyoruz. İnsanın elinden bir şey gelmediği gibi, umutsuzluk dört bir yanını sarıyor. Her karanlığın bir aydınlığı vardır elbet diyorum ama her geçen gün yeni bir olay patlıyor ve karanlığa daha da gömüldüğümüzü hissediyorum, yine tadımız kaçıyor...
Bu sebeple ülkemizde yaşanan her olayı böyle yakından takip eden kişiler olarak olaylarda (açıkcası özellikle çocuk ölümlerinde) gözyaşlarımıza hakim olamıyoruz, üzülmeden edemiyoruz. İnsanın elinden bir şey gelmediği gibi, umutsuzluk dört bir yanını sarıyor. Her karanlığın bir aydınlığı vardır elbet diyorum ama her geçen gün yeni bir olay patlıyor ve karanlığa daha da gömüldüğümüzü hissediyorum, yine tadımız kaçıyor...
Neyse şimdi 2 aydır
gezmelerimize tozmalarımıza geçiyorum…Yoksa bu işin içinden hiç çıkamayacağız...
| Kelebek ve yıldız |
Daha önce kütüphanede çalıştığımdan bahsetmiştim. Şimdi kütüphaneyi yeniliyorlar, daha
modern, daha çocuklar için elverişli, neşeli bir yer haline getiriyorlar. Bunun için de benden origami yapmamı
istediler.
| Balık ve kurbağa |
Tövbeler olsun ben hayatımda origami yapmamışım, yapmayı sevmemişim, yapana da hiç özenmemişim yani o derece… Sabri’nin ilgisini çekiyor diye ona yan gözle bakıp 'te
allam’ bakışı atmışlığım var yani… Neyse başa gelen çekilir dedim ve açtım
youtube’u, izledim birkaç tane kolaylarından…
| Turnalar |
Hayvan figürü istediler zaten,
kolaylarından yapmaya çalıştım… Aslında eğlenceli, güzel bir şeymiş…
Bugünün asıl konusu olan aile
ziyaretimiz ise; 16 Nisanda kayınvalidem ve kayınpederim ile New York’ta buluşmamızla başladı. Kendilerinin ilk yurtdışı seyehati olması sebebi ile, tek başlarına, dil
bilmeden, 10 saatlik yola geliyor olmalarının verdiği stres bize yansıdı. Pervin Anne cesaretli, sorgulayan, girişken bir kişi olduğu için
yolculukları çok şükür hiç sorunsuz geçti. Sabri de dönem
ödevi gibi yapılacaklar listesi hazırlamıştı
kendilerine. Hangi polis kontrolünden geçecekleri, polislere yapacakları
açıklamalar, yurtdışı çıkış pulunu
nereden ve ne zaman almaları gerektiği, bavulları
nerde verip nerde alacakları gibi bir yığın detay… Ali
Baba bavulları taşıdı, Pervin Anne yolları buldu yani
kısaca:)
| NY sokaklarında |
New York JFK Havaalanında buluştuk, Ali Baba
bir oh çekti… 4 gün New York’un altını üstüne getirdik. 4 gün boyunca hep
yürüdük. Ali Baba ve ben arkadan yavaş yavaş, Sabri ve annesi önde hızlı hızlı… Biz of pof diyerek, onlar hadi hadi
diyerek, biz acıktık, susadık, durduk, onlar hep ilerlediler… Gece otele geldiğimizde ayaklar zonklamasına rağmen ertesi
gün yine kalktık, yine yürüdük… 1 ay hiç yürüyüşe çıkmayacağımıza yeminler ederek… Ama çok güzel geçti, bir sürü fotoğraf çekildik, değişik
deneyimlerimiz oldu…
| NY Rockefeller |
Hava da şansımıza güzeldi. Yani tabii ki soğuktu ama en azından yağmur çamur yoktu.. Ben bir deri
ceketle, Pervin Anne bir polar montla günleri geçirdik. Sevdiğimiz arkadaşlarımızı gördük, onlarla vakit geçirdik,
erken doğum günü kutlamaları yaptık, gezdik, coştuk…
New York tatili sonrası 1 gün de
Miami’de vakit geçirdik. Miami tabii ki sıcaktı, şortlar,
sandaletler çıktı bavullardan…
| NY Times Square |
21 Nisan Pazartesi öğlen, adamıza geldik ve yaklaşık 3 hafta
1+1 evimizde, 4 kişi huzurla takıldık. Sabri tabii ki işe gitti, Pervin Anne gününün çoğunu mutfakta
geçirdi, biz Ali Baba ile tavla oynadık, Pervin Anne mutfaktan fırsat bulduğunda Amerikano’ya oturduk hemen. Öğleden
sonraları plajlara gittik, yüzdük, güneşlendik,
yedik, içtik, yattık… Ali Baba 42 yıl sonra bıyıklarını kesti mesela, devrim
yarattı… Çok da güzel oldu. Hadi tavlada çoğunlukla (%90)
yenildiğimi söyleyebilirim açık yüreklilikle ama
son oyunu ben aldım, kihkih…
Aileler doğal olarak hep
merak ediyorlar nasıl bir yerde yaşadığımızı, kimlerle arkadaşlık ettiğimizi, neler yiyip neler içtiğimizi… Şimdi kendileri gelip gördüler ve artık içleri rahat. Yani burda da patates
bulabiliyoruz, burda da kuru soğan var, karpuz, kavun, her türlü
baharat falan herşey var yani… Diyorduk da inanması zor
geliyordu. Şimdi kendileri görünce ‘e burda herşey varmıııış’ oldular:)
| Grand Bahama - Marketplace |
Tabii ki Sabri çalışırken biz üçümüz gezdik ve ben ada rehberi olarak ‘bu elektrik direklerinin
malzemesi ne?’, ‘bu palmiyeler doğal mı çıkmış, yoksa dikmişler mi?’ gibi değişik sorulara maruz kaldım. O anda dedemin
de kulaklarını çınlattık. Türkiye’ye ziyarete geldiğimde ada nüfusunun yüzölçümüne oranını sormuştu kendisi.
Yuh! Zaten hiç iyi değilim o konularda… Çoğunlukla Sabri’ye pasladım bu gibi soruları…
En güzeli de Pervin Anne ve Ali
Babanın 'onlar da Türkçe öğrensin canım aaa’ mantığıyla alt komşuya sabahları gözünün içine baka baka
‘günaydıııın’ demeleri, garson kıza ‘bir fotoğraf çeker
misin?’ demeleri… Bunları söylerken hem yavaş yavaş konuşup hem de dudaklarını olabildiğince hareket ettirirsen karşıdaki sanki bir anda Türkçe’yi
sökecekmiş olmasına inanmaları… Çok güldük, çok eğlendik… Allah ağlatmasın… Ayrılık her zamanki gibi zor
oldu ama olsun, yine gelecekler, söz verdiler bir kere:)
14 Mayıs Çarşamba sabahı onlar 28 saat sürecek olan Grand Bahama-Miami-New York-İstanbul-İzmir seyehatleri için yola çıktılar, o
akşam bir çift arkadaşımız geldi Türkiye’den bizi ziyarete. Zaten toplamda 3-4 gün kalacaklardı,
onların şanslarına ilk 2 gün hava hep yağmurluydu:( Zaten yılda 2 kez yağmur yağıyor, ona denk geldiler resmen… Cumartesi ve pazar hava süperdi, onlar da
son 1-2 gün de olsa denizin, kumun, güneşin tadını
çıkardılar… Bol bol balık yedik, deniz mahsulüne doydular…
18 Mayıs Pazar günü onları uğurladıktan sonra evde birkaç çekidüzen ve şimdi New
York’taki arkadaşlarımızı ve 2 minnoş bebişlerini ağırlamak üzere
bekliyoruz.. Yarın sabah geliyorlar, çok sevinçliyiz. Şimdiden kovalar, şişme deniz
oyuncaklarımız hazır:) İnşallah hava
güzel olur ve kum, güneş, denize doyarız…
17 Şubat 2014 Pazartesi
Move your body, shake it!
Sürüne sürüne 8:25'te yataktan kalkıp 8:30'da başlayacak olan yeni spor aktivitemiz için havuzbaşına iniyorum son 1 aydır. Komşu hanımteyzelerle amacımız Zumba yapıp vay efendim kilo vermek, fit kalmak, aktif yaşam vs... Nası küfrediyorum kalkarken belli diil.. Sonra açılıyorum ama iyi oluyor, tüm gün bana kalıyor... Tüm gün bana kalıyor da ne oluyor diyecekseniz; bol bol dizi izliyorum, yaptığım da bu, hayırlı bişi olsa bari :) Geçen günki yazıma ithafen hemen belirteyim artık ben de bir 'medcezir' fanıyım:) tüm eski bölümleri günde 3er 5er izleyerek sizlere yetiştim. Şimdi heyecanla cuma akşamlarını bekliyorum...
Tombili bir komşumuz sağlık sebebi ile kilo vermesi gerektiği için Zumba gibi bir açılımda bulundu. Biz de yardımcı olmaya çalışıyoruz:) Kendisi bilgisayar getiriyor, ben hoperlör. Havuzbaşında, ekran karşısında 3 kişi dans ediyoruz... 'Move your body', 'shake your body' diye diye oramızı buramızı kıvırıyoruz... İyi de oluyor... Haftada 5 gün yapıyoruz diye ben ayı gibi yemeye devam ediyorum ama korkmayın yani zayıflamıyorum:) Gayet 'bu spor beni acıktırıyor' diyerek gönül rahatlığıyla yiyorum...
Spor salonuna da yazıldık, ittire ittire gidiyoruz, bakalım...
Spor salonuna da yazıldık, ittire ittire gidiyoruz, bakalım...
Bu arada bu haftasonu yine devamlı gittiğimiz barda 'Merve Özbey & Erdem Kınay - Helal Ettim' şarkısını çaldırdım... Benden mutlusu yok...
Etiketler:
bahama,
erdem kınay,
grand bahama,
helal ettim,
medcezir,
merve özbey,
spor,
zumba
14 Şubat 2014 Cuma
Gönüllülük esastır...
2 haftadır çocuk kütüphanesinde gönüllü çalışmaya başladım. Haftada 2 gün öğleden sonraları gidiyorum. Kafanızda kütüphane diyince rafları düzenleme, sessizliği sağlama, kitap giriş çıkışlarını kontrol etmek gibi vasıflar geliyor değil mi? Benim de ilk etapta öyle olmuştu. Ama değil.. Gidince gördüm ki kütüphane kütüphanelikten çıkmış, kreş olma yolunda ilerliyor... Bir tarafta çizgi film izleyen çocuklar (ki sessizlik kütüphane kavramının olmazsa olmazıdır), bir yerde bir masa etrafında güle oynaya boyama yapan minnoşlar... Koşturanları saymıyorum bile... Ben de bu çocukcağızların etkinliklerinde yardımcı oluyorum, bebelerin sessiz kalmalarını sağlamaya ve kendilerini olabildiğince oyalamaya çalışıyorum. Bu çocuklar zaten okuldan/kreşten çıkıp geldikleri için yeterince yorulmuş olarak geliyorlar. O yüzden kitap okuma, yazdırma vs yaptırmıyorum... Film izleme, hafıza kartı oyunları, boyama yaptırıyorum genelde...
İlk gittiğim gün yaş skalası 4 ile 11 arasında değişiyordu, sonra baktım ki 11 yaşındakiler yakında askere gidecek, onları gruptan çıkardım. Gidin dedim kitap mı okucaksınız, ders mi çalışcaksınız, ne yapacaksanız yapın, bana bulaşmayın:) Şimdi skalamız 3-8 arası değişiyor. Toplam 7-8 çocuk... Nispeten daha iyi...
Ama bu süreçte tüm anaokulu öğretmenlerinin ne kadar eli öpülesi insanlar olduğunu gördüm. Bol bol şükrettim ve sabretmeyi öğrendim:)) Bu ne annem ya? Delirmiş bu çocuklar... İçlerinde canavar yetiştirmişler. Bazıları hele çılgın ya ordan oraya koşturuyor, yerinde duramıyor, sen bişey söylüyosun o üstene beş şey söylüyo... Atsan attılmaz satsan satılmaz... Valla Allah okuldaki öğretmenlerine sabır versin... Ailelere demiyorum çünkü çoğunun dayakla terbiye etmeye çalıştığını biliyorum. Ya minnacık sus pus kızlar bile ailesinin dövdüklerinden bahsediyorlar. Geçen gün iri yarı bi abla, öğretmen çocuğundan şikayet etti diye herkesin içinde 2 tokat attı çocuğuna, yemin ederim sanki bana attı, içim gitti ya... Sonra çocuk sessiz sessiz geldi masaya gözlerinden yaşlar süzülüyor ama hiç sesi çıkmıyor. Yavrum yazık ya... Onu gören arkadaşları da döküldüler bu sefer 'benim babam da bana vuruyor', 'benim annem de bazen sinirlenince dövüyor' demeye... O an acıdım hepsine ve halime şükrettim...
İlk gittiğim gün yaş skalası 4 ile 11 arasında değişiyordu, sonra baktım ki 11 yaşındakiler yakında askere gidecek, onları gruptan çıkardım. Gidin dedim kitap mı okucaksınız, ders mi çalışcaksınız, ne yapacaksanız yapın, bana bulaşmayın:) Şimdi skalamız 3-8 arası değişiyor. Toplam 7-8 çocuk... Nispeten daha iyi...
Ama bu süreçte tüm anaokulu öğretmenlerinin ne kadar eli öpülesi insanlar olduğunu gördüm. Bol bol şükrettim ve sabretmeyi öğrendim:)) Bu ne annem ya? Delirmiş bu çocuklar... İçlerinde canavar yetiştirmişler. Bazıları hele çılgın ya ordan oraya koşturuyor, yerinde duramıyor, sen bişey söylüyosun o üstene beş şey söylüyo... Atsan attılmaz satsan satılmaz... Valla Allah okuldaki öğretmenlerine sabır versin... Ailelere demiyorum çünkü çoğunun dayakla terbiye etmeye çalıştığını biliyorum. Ya minnacık sus pus kızlar bile ailesinin dövdüklerinden bahsediyorlar. Geçen gün iri yarı bi abla, öğretmen çocuğundan şikayet etti diye herkesin içinde 2 tokat attı çocuğuna, yemin ederim sanki bana attı, içim gitti ya... Sonra çocuk sessiz sessiz geldi masaya gözlerinden yaşlar süzülüyor ama hiç sesi çıkmıyor. Yavrum yazık ya... Onu gören arkadaşları da döküldüler bu sefer 'benim babam da bana vuruyor', 'benim annem de bazen sinirlenince dövüyor' demeye... O an acıdım hepsine ve halime şükrettim...
3 Şubat 2014 Pazartesi
Superbowl Hezimeti
![]() |
| bu bir örnektir:) |
Pepsi'nin devre arasına girişi de çok etkileyiciydi, söylemeden edemeyeceğim... Arada Bruno Mars ve Red Hot Chili Peppers sahnedeydi. 'İzleyicileri etkilemek için sahnede mutlaka güzel kızlar olmalı' algısına inat harikaydılar... Bu tezi çürüttüler diyebilirim. Bruno Mars'ın şarkıları zaten süper, çalgıcılarıyla birlikte dans etmesi falan çok hoştu. Çalgıcı diyince böle sanki Darbukatör Bayram dermişim gibi oldu biraz ama ekip yıkılıyodu, buradan da izleyebilirsiniz. Gecenin sonunda tüm parayı ev sahibine bıraktığımız için kendimizi ATM'de bulduk:)
Zaten benim pazartesi sendromum çoktan başlamıştı. Şimdi 'ya sen çalışmıyosun bile, ne sendromu?' demeyin. Bir ev hanımı pazartesi gününü temizlik günü ilan etmişse, o da gayet tabi pazartesi sendromunu pazar gecesinden yaşamaya başlar.... Bunu da yaşamayan bilemez :) Herkese iyi haftalar...
Etiketler:
bahama,
bruno mars,
grand bahama,
pazartesi sendromu,
RHCP,
Superbowl
31 Ocak 2014 Cuma
Bahama'da bir Türk'ün dramı...
Bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum heralde... Adaya geleli 6 ay oldu, daha önce de yazmıştım, barlarda türkçe şarkı çaldırma çabalarımı... Geçen haftasonu James Bond partisi -birazdan detayları vereceğim- sonrası gittiğimiz Neptunes Bardaki DJ'e (hiç görmediğim bir DJ olduğu için) usulca sokulup merhaba dedim:) şaka şaka Türkçe şarkı bilir misin diyince evet biliyorum çalayım dedi ama ben yine de inanmadım.. Allah beni napsın? Adam çaldı, vallahi çaldı... İnanamadım... Ben şarkıcı veya şarkı ismi de vermedim. Dedim gerekirse İsmail Türüt, Davut Güloğlu, Allah ne verdiyse dinlicem... Ben istedim bi göz Allah verdi iki göz misali, Murat Boz çaldı ya laa... Benim o an sahneye bi zıplayışım var, görmeliydiniz... Elimde telefon, bi yandan avazım çıktığı kadar bağırarak eşlik ediyorum, bi yandan videoya çekmeye çalışıyorum... (aşağıda çekmeye çalıştığım videoyu da görebilirsiniz. İzlemeyip sadece benim sesime de odaklanabilirsiniz:)) Gözümden yaş gelcekti nerdeyse... İnsanın memleketi gibisi yok anacım, bi süre sonra bünye istiyor kendinden bişiler...
James Bond parti dediğim de şöyle bir olay: her yıl bi kez yapılan bir parti. Konsept: takdir edersiniz ki James Bond:) Herkes filmlerindeki gibi giyiniyor, bir tarafta kumar oynanıyor, Bond'un içtiği içkiler servis ediliyor, her yerde afişleri asılmış, filmlerle ilgili soruları cevaplıyorsun vs... Ben şahsen James Bond hayranı olmadığım için emaaan dedim ne giycem alla sen, geçirdim bi elbise gittim.. İyiki de öyle olmuş, çok az insan hakkını vermişti partinin.. Ama parti sonunda en iyi giyinenlere, sorulara en çok doğru cevap verenlere ödül verildi... DJ ilk başta James Bond müzikleri çalıyordu, baktı kimse takmıyor, günümüz şarkılarını da çaldı ki millet iki dans etsin:) E tabi gönül isterdi ki günümüz şarkılarının arasına vay efendim bir Ajda Pekkan-Kuş Havalandı vay efendim Erdem Kınay-Helal Ettim sıkıştırsın, ama olmadı... Orda tabi hırsımızı alamayınca Neptunes'e gittik işte ve Murat Boz çaldı, allaaah... Sanki Murat Boz'u Neptunes'de görmüşümcesine sevindim:))
Aaa bu arada yılbaşı gecesi üniversiteli bir Türk kizla tanıştım... O da şöyle oldu: Sabri tam bardan içki alırken Fransız bir çocuk 'abi sen nerelisin?' demiş, 'Türküm doğruyum' diyince 'aa bak benim arkadaşım da Türk' diyerek kızı tanıştırmış. Kız koştu geldi yanıma. Minnoş bir üniversiteli.. GS Üniversitesinde felsefe okuyor, bu sene Kanada'da okuyormuş, yılbaşı gecesini geçirmek için tek başına Bahama'ya gelecek kadar da cesur:) Bir Fransız bulmuş kendine, eğleniyor:) İki arada bir derede bana 'Memoli benim nişanlım' diyerek ufak çaplı hayat hikayesini de anlattı, rahatladı:) Uçuk kaçık bir gençti ama bahanesi vardı, gençti işte:) valla insan memleketlisini bulunca gözü başka bir şey görmüyor:) ne güzel etmiş, hoşgelmiş...
28 Ocak 2014 Salı
Hırs küpü
Oyunlar
konusundaki hırsımı bilen bilir. Nedense (birkaç kez anneme hakkaten “neden
ben böyleyim?” diye sormadım değil:)) oyunlarda yenilmeye tahammülüm yok,
yenilirsem sinirleniyorum, zaman zaman küsüyorum… Yenersem de benden huzurlusu
yok… Dışıma çok
yansıtmıyorum ama içimde “ohh nası koyduk, kahretsin yine yendik, daha iyi
rakipler bulmalıyım” havalarındayım…
Geçenlerde
arkadaşlar bir pub’da
geleneksel genel kültür oyunu oynanacağını
belirttiğinde içten içe çok
katılmak istesem de “ne kadar bilebilirim ki” diyerek hep bi adım geride
durdum… Saat 20:00’de gittiğimizde
yaklaşık 60 kişinin yerlerini aldığını gördük… Herkes takımlarını oluşturmuş, hafif bir rekabet ortamını hazırlamış… Biz de gittik tabii ki tanımadığımız bir grupla eşleştik…
Grup grup yarışıyorsun. Her
gruba sınav kâğıdı gibi bir şey dolaştırılıyor, arkadaşlarla
tartışarak, konuşarak cevapları bulmaya çalışıyorsun. Ara ara kâğıtları toplayıp notlamaları yapan bir grup
çalışan da var… Sorular “boşluk doldurma”, “doğru-yanlış” gibi olduğu
için bölüm bölüm yapabiliyorsun. Bir anda “hadi biz bütün sayfayı bitirdik”
demek yok. Tarih, Coğrafya,
Ünlü Sözler, Filmler vs her başlık
arasında kâğıtları toplayıp
bakıyorlar duruma… Soruların bazıları kolay gibi görünse de çoğu kazıktı
baştan diyeyim... Birkaç örnek vermem gerekirse: Polonya'nın bayrağındaki renkler nelerdir? Berlin Duvarı kaç yılında yıkılmıştır? Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, büyük insanlar fikirleri tartışır sözünü kim söylemiştir? gibi... Ben başlarda sessiz kaldığıma, hırs yapmadığıma şaşırdım. Aa dedim heralde yaşım geçtikçe (yaşlandım demiyorum, yaşım geçiyor diyorum dikkatinizi çekerim:)) yeneceğim bu hırs olayını… Afferim bana derken bir süre sonra bir kolumla masaya kapanıp diğer elimde telefon, soruları google ederken buldum kendimi… Baya baya kopya çekip cevap veriyorum… Millet de oley moley süpersin dedikçe ben gaza geldim, durmak bilmiyorum… Allah beni napsın… #kahrolsunbağzışeyler… İşin kötü yanı bu halde beni fotoğraflamışlar, Quizin internet sitesinden aldım bu fotoları... Bişi değil adımız çıkacak sonra:)
baştan diyeyim... Birkaç örnek vermem gerekirse: Polonya'nın bayrağındaki renkler nelerdir? Berlin Duvarı kaç yılında yıkılmıştır? Küçük insanlar kişileri, normal insanlar olayları, büyük insanlar fikirleri tartışır sözünü kim söylemiştir? gibi... Ben başlarda sessiz kaldığıma, hırs yapmadığıma şaşırdım. Aa dedim heralde yaşım geçtikçe (yaşlandım demiyorum, yaşım geçiyor diyorum dikkatinizi çekerim:)) yeneceğim bu hırs olayını… Afferim bana derken bir süre sonra bir kolumla masaya kapanıp diğer elimde telefon, soruları google ederken buldum kendimi… Baya baya kopya çekip cevap veriyorum… Millet de oley moley süpersin dedikçe ben gaza geldim, durmak bilmiyorum… Allah beni napsın… #kahrolsunbağzışeyler… İşin kötü yanı bu halde beni fotoğraflamışlar, Quizin internet sitesinden aldım bu fotoları... Bişi değil adımız çıkacak sonra:)
Neyse sonuç olarak birinci
olamadık yine de… Ben soruları anlayıp google edene kadar millet aldı yürüdü..
Ama nedense üzülmedim, amaaan dedim bana Türkçe oyunlarla gelin, Tabu ile Craniumla
gelin, hiç olmadı Americano ile gelin:)
Perşembe günü de bir arkadaşımızın voleybol maçı vardı… Şampiyonluk maçıymış. Nasıl takım oluşturdular vs bilmiyorum ama yerlilere karşı yabancılar gibi bişidi:) Maç başında
Sabri’ye dediğim gibi
koskoca spor salonunda top 2 kez bizzat benim kucağıma düştü… Bende böyle bir talihsizlik var, beni çekiyor,
anlamıyorum, çocukluğumdan
beri.. İlkokul bahçesinde de
beni bulurdu çocukların topları… Tövbeler olsun.
Neyse maç çok çekişmeliydi. Son sete kadar direndi bizimkiler (biz yabancıları tutuyorduk tabi kendimiz gibi:)), en sonunda yendiler… Bana ne oluyorsa, yine hırs yapıp Fatih Terim gibi söylene söylene izledim maçı, hop oturup hop kalktım… Sanki babamızın oğlu, bir destek, bir tezahürat…. Tribündeki diğer taraftarlar da coştu, Allah artık bir sevindiler bir sevindiler… Maç bitince ben her zamanki cool tavrımla yine havalardayım, “nası yendiler, işte bu!” diyordum içimden… Takım üyelerinin tek tek ellerini sıkıp “kongracıleyşıns” demekten kendimi alamadım:)
Neyse maç çok çekişmeliydi. Son sete kadar direndi bizimkiler (biz yabancıları tutuyorduk tabi kendimiz gibi:)), en sonunda yendiler… Bana ne oluyorsa, yine hırs yapıp Fatih Terim gibi söylene söylene izledim maçı, hop oturup hop kalktım… Sanki babamızın oğlu, bir destek, bir tezahürat…. Tribündeki diğer taraftarlar da coştu, Allah artık bir sevindiler bir sevindiler… Maç bitince ben her zamanki cool tavrımla yine havalardayım, “nası yendiler, işte bu!” diyordum içimden… Takım üyelerinin tek tek ellerini sıkıp “kongracıleyşıns” demekten kendimi alamadım:)
20 Ocak 2014 Pazartesi
Ne yer ne izleriz...
Adaya geldiğimden beri herkes her şeyi merak ediyor haliyle… Adadaki
sebze meyveler, hayvanlar, coğrafi konum, nüfus dışında
bizlerden de bir şeyler öğrenmek istiyorlar... Ne
yer ne içeriz, nereleri gezeriz, ne izleriz, ne dinleriz, kimlerle takılırız…
Bunlardan bir tanesi de çoğunlukla
cnbc-e dizileri izleyen arkadaşlarımın
“ayy hangi dizileri izliosun?” sorusu geldiğimden beri kafalarda soru işareti… Bir de devamlı mutfak programları izleyebilecekmişim gibi davranan birkaç mutfakta
becerikli arkadaşıma gelsin
bu yazım...
Valla ne yalan
söyleyeyim baya bir program-dizi izliyorum ama sizin zannettiğiniz gibi CIA, Breaking Bad veya böle en
ünlü şeflerden Jamie
Oliver’ı izlemiyorum psikopat gibi… Hatta normal insan gibi bile izlemiyorumJ Evet arkadaşlar açıklıyorum: “Ben gün içinde hiç TV
açmıyorum. Kitap okuyorum, klasik müzik dinliyorum” ahahha.. Öyle entel takıldığımı zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Evet
TV açmadığım doğru ama neden? Gayet sabah uyanır uyanmaz
ilk işim internetten tüm
Türk kanallarını takip etmek olduğu
için TV açma ihtiyacı duymuyorum… Sabah erken kalkarsam (09:30) Esra Erol’a
kadar izliyorum… O derece… O Ses Türkiye, Çalıkuşu, Aramızda Kalsın, Yalan Dünya, Beyaz Show, 3 Adam, Kayıp…
Derken kaybolup gidiyorum işte… Sabri her zamanki gibi Arka Sokaklar izliyor:) Ben de şimdilerde bazılarının ısrarlarına dayanamayıp medcezire başlamak üzereyim, direniyorum... Sizlerden tek farkım saat farkı nedeniyle 13:00 itibariyle ekran başına geçiyor olmam…
| Angry Baykuş |
Geçen ay çok
hareketli geçti. Dizi izlerken bir yandan Sabri’nin doğum günü partisi için bir şeyler yaparken bir yandan da arkadaşların yılbaşı hediyelerini tamamlamaya çalışıyorum. Baykuş-sever arkadaşlarımıza baykuş yaptık… Onları baya ciddiye almışız ki, Sabri iş yerinde autocad ile kumaşların boyutlarını çizmiş, etmiş, o ölçülere göre kumaşları
kesip diktik, çok tatlı oldular bence…
Bizlerden yaşça büyük olanlara da Fatma Ananın Elini
diktik kırmızı keçeden, üzerine de mavi küçük boncuklardan büyük nazar boncuğu işledik…
Yine “geleneklerimizi tanıtalım” projem kapsamında elin ve nazar boncuğunun ne anlama geldiğini açıklayarak takdim ettik kendilerine.
Pek sevdiler… Hatta biraz boğmuşum sanırım ki, ikisi de birbirlerinden
habersiz olarak “devamlı bize geleneklerinizden, adetlerinizden bir hediye
getiriyorsun, çok anlamlı” dediler…
#adetlerimizi en iyi biz biliriz
#adetlerimizi sizlerden öğrenecek
değiliz…
Etiketler:
bahama,
diziler,
gelenekler,
grand bahama,
TV,
yılbaşı hediyesi
14 Ocak 2014 Salı
Hep geriden geliyoruz....
Yılbaşını da New York'ta geçirsek mi diye düşündük ama hem baya yorgunluk olacaktı hem de Sabri’nin bir kaç gün daha izin alması gerekecekti diye adamıza döndük… Salı günü Sabri işe gitti zaten, ben de biraz mutfak alışverişi yaptım. Saat 17:00 sularında evde yemek için hazırlıklarımızı yaparken saat farkından dolayı Türkiye’de partileyen arkadaşlarımızın fotolarına baktık… Herkes mutluydu, umutluydu 2014’ten… Biz de bekleyelim ve görelim bakalım dedik… Birkaç arkadaşa sorduk nasıl güzel mi 2014? Girmeye değer mi? Neler değişti? diye ama pek bi farklı cevaplar alamadık:)
Akşam kendi kendimize güzel bir rakı balık sofrası kurduk… Gece de yine her zamanki gibi önce RumRunners sonra Neptunes’e gittik. Klasik bir cumartesi kıvamındaydı yani:) Ama o gün tabii ki meydan çok kalabalıktı (meydan dediğim yer RumRunners adlı pub’ın olduğu yer zaten). Güzel bir müzik grubu çalıyor, millet danslar ediyor, kalabalıktan geçilmiyor, millet şıkır şıkır giyinmiş falan. Saat 00:00 olduğunda da yaklaşık 5 dakika süren havai fişek gösterisi yapıldı. Adadakileri zannedersin ki LOST adasındalar, herhalde sadece yılbaşında görme şansları oluyor bu havai fişek olayını, ne abarttılar ne abarttılar… Yazık kııız… Bütün yıl 'aaa yılbaşında meydanda oluruz havai fişek oluyor' diye geziyorlar:) Sonra da 'ay ne güzeldi dimi, bu sene baya renkliydi, baya uzun sürdü' falan diye konuşuyorlar:) Biz de bu sene fişekten nasibimizi aldık yani, hadi yine iyiyiz…
Yılbaşının ertesi günü de festival gibi bir şey varmış. Junkanoo Festivali, ona gittik. Artık nasıl gruplanıyorlarsa, nasıl oluyorsa (ben çok da merak etmedim ama siz merak ederseniz buradan detaylarını okuyabilirsiniz:)) grup grup insanlar çok değişik ve abartılı renkli kostümler giyerek onlar için kapatılmış sokaklarda yürüyorlar ve bir jüri grupları puanlıyor. Birinci de para ödülü alıyormuş… Tabii ki yeme içme çadırları kurulmuş, çoluk çocuk herkes sokaklardaydı... Müzikli, renkli, eğlenceli bir etkinlikti…
Yılbaşının ertesi günü de festival gibi bir şey varmış. Junkanoo Festivali, ona gittik. Artık nasıl gruplanıyorlarsa, nasıl oluyorsa (ben çok da merak etmedim ama siz merak ederseniz buradan detaylarını okuyabilirsiniz:)) grup grup insanlar çok değişik ve abartılı renkli kostümler giyerek onlar için kapatılmış sokaklarda yürüyorlar ve bir jüri grupları puanlıyor. Birinci de para ödülü alıyormuş… Tabii ki yeme içme çadırları kurulmuş, çoluk çocuk herkes sokaklardaydı... Müzikli, renkli, eğlenceli bir etkinlikti…
Bu arada dipnot.. Burada minnacık bebeler gece saat kaç olursa olsun analarıyla beraber sokaklarda cin gibi dolanıyorlar. Yani ben diyim 1 yaş siz diyin 2…. Hani kucakta, sandalyeleri birleştirerek uyumak falan da yok. Gayet haldır haldır koşturuyorlar. Bizde olsa ‘ay banyo saati geçti, ay dışarda mama yiyemez, uyuması lazım, yerini yadırgadı’ diye diye kapatırız çocukları eve… Bunlar alıştırmışlar heralde bebeleri, sıkıntı yok… :)
Etiketler:
bahama,
grand bahama,
neptunes,
parti,
rum runners,
yılbaşı
7 Ocak 2014 Salı
Parti dediğin böyle olur...
Baya yazmaya çalışıyorum ama olmuyor. Espriyle karışık "ehe ehe bende tükenmişlik sendromu oldu Hürrem gibi” derken gerçekten tükendim sanırım… Anlatacak o kadar konu varken neden bu yetenek tıkanması şimdi:) neyse şuan böyle bi ilham gelir gibi oldu, tekrar başlıyorum yazmaya….
En son Şükran Günü yemeğinden bahsetmişim.. Epey zaman oldu, haklısınız… Bu sefer üşengeçlik, yorgunluk vs değil, güzel güzel malzemelerle döndüm aranıza… 8 günlük Amerika tatilimiz, yılbaşı kutlamamız, Sabri’nin doğum günü partisi… Hepsini anlatacağım tek tek…
Önce Sabri’nin doğum gününden başlayalım… Sürprizlerden hoşlanan biri olarak Sabri’ye de her yıl doğum gününde değişik kutlamalar yapmaya çalıştım… İlk çıkmaya başladığımız gün Sabri’nin doğum gününden 3 gün sonraydı, o zaman bile yemek ısmarlamıştım (yemek ısmarlamak da ne var demeyin, ilk yemeğimizdi ve daha 1 haftadır tanıyordum kendisini:))… sonraki yıllarda bir bara tüm arkadaşlarını toplayarak, ailesiyle işbirliği yaparak onların İstanbul’a gelmesini sağlayarak, annemlerde veya bekar evinde tüm sevdiklerimizi toplayarak sürpriz doğum günü partileri düzenlemiştik. İlk kez yurt dışında ve başbaşa olduğumuz için burukluk olmasın, yine değişik birşeyler yapayım dedim. Allaha şükür burda da sevdiklerimiz var, çevremiz geniş söylemesi ayıp:) Malum Bahama’da her an hava güzel, en iyisi bizim sitenin havuz başında yine arkadaşlarımızı çağırarak güzelce kutlayabilriz, hem bu vesileyle Turkish food tattırmış oluruz millete dedim. Lanet olsun içimdeki 'geleneklerimizi tanıtalım’ sevdasına… Yaklaşık 1,5 ay önceden hazırlıklara başladım. Burada istediğim herşeyi kolaylıkla yapabilme imkanım olmayacağını göz önüne alarak uzunca bir süreye yaymam gerektiğine inanmıştım. İyi ki de öyle yapmışım, ancak toparlanabildim…
İlk önce internet araştırmalarım başladı, parti malzemeleri ve menü oluşturma kısmı için bol bol araştırdım, sordum soruşturdum. pinterest’e üye olup düğün ve doğum günü konseptelerine baktım vs vs… daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bendeki müzik listesiyle buradaki arkadaşları sittin sene eğlendiremeyeceğimi bildiğim ve Türk insanı algısını zedelememek için hemen İstanbul’daki yabancı müzikte ustalaşmış arkadaşlarımdan yardım istedim. Onların gönderdiği, benim numberone ve powerfm listelerinde ilk 20 - ilk 40 şarkıları dinleyerek indirmelerim sonucunda 110 şarkılık bir playlist oluşturdum. Bu zevkli kısmıydı…
Aklıma gelen / nette gördüğüm parti malzemeleri detaylarını cep telefonuma kaydedip nasıl yapabileceğimle ilgili araştırmalar yapıyordum. Neler lazım, kaç para eder vs hesaplayarak Sabri’den arabayı mutfak alışverişi bahanesiyle kaçırıp kendimi party dükkanları, kumaşçılar, züccaciyelerde buldum:) Alt komşumun deposuna sızarak ne var ne yok karıştırdım ve kafamda partiyi hayal etmeye çalıştım. Komşunun alet çantası, dikiş makinesi, kabloları vs hepsinin kullanımı için izin aldım ve çalışmalara başladım. Önce Turkiye’deki partilerin vazgeçilmezi olan ama burda henüz bilinmeyen ‘hatıra çerçevesini’ yaptım. Sonra kürdan süslemeleri, katılımcılara yaka iğneleri, kartondan konuşma çubukları, bıyık, dudak vs derken malzemeler tamamlandı. Yılbaşı ışıklarıyla havuz başındaki barı ışıklandırdık (bu konuda arkadaşım yardım etti tabii ki el insaf), bar sandalyelerini zımparalayıp boyadım, her yeri bir gün önceden sildim süpürdüm detrejanlarla yıkadım, bar kenarındaki tuvaletleri falan da temizledim (ııyyykk) derken ortam da hazır oldu. Konukları da 15 gün önceden sms / mail yoluyla davet ettim (çoğunun iletişim bilgisini Sabri’nin telefonundan çaldım). Bütün bunları Sabri’ye çaktırmadan yapıyordum. Mesai saatleri içinde (Sabri işe gider gitmez) başlıyordum çalışmaya. Tüm hazırlıkları komşunun deposunda saklıyordum.
Menü kısmında çok heyecanlıydım çünkü hem yetiştirememe korkusu, hem ya kıvamları tutturamazsam korkusu hem Sabri’ye çaktırma korkusu derken 24 saat boyunca yemek yaparak rekor kırdım. Yaptığım yemekleri de alt komşunun buzdolabında sakladım:) Partiyi cumartesi öğleden sonra planladığım için önce cuma akşamından 'yağmur yağmasın' diye duaya başladım sonra ‘Allah'ım inşallah Sabri bu haftasonu çalışır' duasını ettim ve Allah’ın sevgili kuluymuşum ki ikisi de gerçekleşti. İş yerindeki arkadaşlar da sağolsun yardımcı oldular azcık oyaladılar Sabri’yi ve saat 15:30’da paşam geldi:) O sırada yaklaşık 7-8 davetli gelmişti bile, ben de açık büfeyi hazırlamaya çalışıyordum. Neyse güzel bir sürpriz oldu ve yaklaşık 20 kişi ağırladık. Müzik, uçan balonlar, çerçeve, konuşma çubukları, yılbaşı ışıkları çok güzel hava kattı partiye ve herkes tarafından çok beğenildi. Burda insanların parti anlayışı içki ve bir grup insandan ibaretken bu partide malzemeler ve ortamdan da haberdar oldular. Böyle böyle çıtayı yükseltelim diyorum işte:P Bir arkadaş da 'bir sonrakini heyecanla bekliyoruz' diyor. Bu mu yani senin burdan çıkardığın ders?? Hay Allahım hiç demiyor ki 'ben de yapayım da davet edeyim'… Hep bizden bekliyor…
Yemeklerden de en sevilenler mercimekli börek, havuçlu meze ve kısır oldu (ki kısır baya bi sulu olmuştu, çaktırmayın:))… Onun dışında patlıcan - kabak kızartması, peynirli börek, çörek yapmıştım. Peynir tabağı, salam tabağı, cipsler, karides tabağı da vardı onlar da löp lüp yendi ve bitti:) Kısırı abartıp 1 kilodan yaptığım için 3 gündür evde kısır yiyoruz ne yazık ki:( Orda bi sıkıntı olmuş onu bi dahakine toparlıcaz artık:) Gece saat 22:30’da sona erdiğinde ayaklarıma kara sular baya baya inmişti:) Eve gelip tabakları yıkayıp yine bara gitmekten de eksik kalmadık ama:) Tekrardan iyi ki doğdu kocam, iyi ki benim oldu...
Etiketler:
bahama,
doğum günü,
grand bahama,
havuzbaşı,
ilk partimiz,
parti
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





