Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2016 Pazartesi

Bugün kendim için ne yaptım?



Hakkaten bugün kendim için ne yaptım? Bu yukarıdaki maddelerden hiç biri! Madde madde inceleyecek olursak;

-arkadaşlarınızla buluşmak (hangi arkadaş?)
-sinemaya gitmek (akşam Duru uyuduktan sonra tek başıma gidebilirim ama niye?)
-bir gece yemeğe çıkmak (kızım ve kocam olmadan asla:))
-yeni bir hobi edinme ?!? Hönk

Onun yerine biz şöyle yaptık:

Duru ile kıçkıça gezdik bugün yine, aslında ben plajda yatıp yuvarlanmayı, güneşlenmeyi, kitap okumayı tercih ederdim ama "aman rüzgar var çocuk üşür" diye meydana gidip karo taşların üzerinde puset itekledim:) aslında rüzgarda yandığımı da hiç farketmezdim, bunalmadan bronzlaşırdım, ne şahane olurdu ama buna da şükür...
Yemek yapmadım mesela, dünden kalanları yedik, bu da 'kendim için birşey yaptım' statüsüne giriyor mu? En azından bişi yapmamış olmanın verdiği rahatlık, yersen! 
Akşam yemeğinden sonra Duru'yu uyutup muhtemelen dizi izleyeceğiz, bence bu 'kendim için bişey yaptım' kategorisinde fena oy almaz! Dizi olmadığı günler (pazartesi, salı dışındakiler) bazen kitap okuyorum, işte bu tam puan alır! 
Bu kadar işte bendeki 'kendim için bişey yaptım' faaliyeti, bununla yetiniyoruz, çok şükür!

29 Mart 2016 Salı

Huzur burada:)

Uzun zamandır yazıcam bir türlü oturamadım bilgisayar başına. Geçen hafta paskalya olduğu için Sabri de evdeydi 4 gün, çok güzel geçti, hopladık zıpladık, deniz, plaj, kum, güneş derken şimdi tekrar eski rutinimize döndük. 
Duru'yu alıp fellik fellik geziyorum. Adada nereye gidebilirim zaten, belli başlı 2-3 yer var bebekle tek başıma gidip oyalanabileceğim. Geçen gün markete gittik, farkettim ki burada hayat yavaş ve bebek büyütürken bu işimi epey kolaylaştırıyor. 
Genelde adadan şikayet ediyorum, farkındayım. Haklı olduğum taraflar da var, kabul edin. Alternatifler az (etkinlik anlamında), alışveriş yok (daha önce bahsetmiştim bir AVM bile yok), yazın hava sıcak olduğu için gündüz kısıtlı zamanlarda sokağa çıkabiliyorsun, hatta yazın yağmur da yağdığı için çıkamayabiliyorsun, marketler pahalı, her zaman her aradığın sebze meyveyi bulmak zor, bulsan da taze olmayabiliyor vs vs... 
Ama hayatın akışı, o dinginlik, o huzur, kimsenin kimseyi takmayışı... Kabul etmeliyim ki Allah'a binlerce şükrediyorum... 


Geçen gün arabayı marketin otoparkına park ettim, Duru'yu arabadan indirdim, markete elele girelim dedim. Takdir edersiniz ki kendisi epey yavaş yürüyor minnoş ayakları ile. Olsun dedim, çok şükür bekleyenimiz yok, zamanımız çok, yürüsün bebeğim, hadi hadi hadi demeden geçsin ömrümüz, telaşsız, sakin. Ne mutlu bize... 
Düşünüyorum İstanbul'da eski şartlarda yaşıyor olsaydık (çalışmayan bir anne olabilir miydim o da muamma) apartmandan iner inmez caddeden geçen arabalar, kaldırımdan giden motorlar, kavga gürültü nedeniyle çocuğu kucağımdan indiremezdim muhtemelen, bir yere gitsen saatlerce dön dolaş otopark ara, saatlerini yollarda harca, günü değerlendireme, eve yetişecem diye koştur koştur çocuğu al götür, yavrum daha tadını çıkaramadan...
Haftasonu yapılan planlar nedeni ile hadi hadi kahvaltıyı hemen yapalım çıkalım, çocuğun uykusu gelmeden toparlanalım, offf düşününce bile boğuluyorum. Sanırım çok alıştım dingin hayata. 

Yıl sonunda eski işyerimden arkadaşlarım bize geldiğinde ona da demiştim, dönüp geçmişe baktığımda o kadar boş işlerle/kişilerle uğraşmışım ki, şimdi dışardan bakınca daha iyi anlıyorum. Kurumsal hayatın gereksiz hırsları, büyük şehrin gereksiz koşturmacası, hep bi çekişme, yarış, daha hızlı eve varma isteği, daha çok para kazanma ihtiyacı, daha daha daha... Hep bi telaş... Hiç gerek yokmuş, huzur sukunette... Bu da böyle biline...

28 Ocak 2016 Perşembe

Sarmaşık kazalar

Yüzümde tırnak izi, saçlarım yolunmuş, dudağıma kafa atılmış, yanağım ısırılmaya çalışılmış olabilir. Bunlar hep anneliğin getirdikleri işte... Ya da dipdibe takılan bir anne-kız hikayesi de denilebilir:) oyun oynarken kafa atma, sarmaşırken tırnaklama, tokamı alma bahanesiyle yolunan saçlar... bunlar olası şeyler. Olmasaydı iyi olurda tabi, gönül isterdi ama ne diyeceksin el kadar çocuğa? Gözlerindeki o muzur ifadeyi görüp de bişey diyebiliyor mu insan? 

Tırnakladı mı? Sarıl gitsin
Kafa mı attı? Öp geçsin
Saçını mı yoldu? Kucakla bitsin

Felsefem bu... 

Allah beterinden saklasın tabi ama sarmaşmak güzel şey. E bir iki kaza da olur o kadar. Nazar nazar...

Uykusuzluk başa vurursa

Arkadaşlar ben çığrımdan çıktım:) evde kök söktürüyorum. Özellikle Duru'yu uyuttuktan sonra televizyon mu açılacak, 'sesini kıs, aman bir anda bağırmasın' diye bin kere mi tembihlenir bir koca? Komik bişey izliyoruz mesela, kocasının kahkahasından rahatsız olur mu bir kadın? Ama çocuk uyanacaaak?!? Kocan sesli mi hapşuruyor, eyvah, bu sefer kesin uyandı. Uyanmasa bile kameradan gözlerimi ayırmıyorum... Çok mu hareket ediyor, uyanacak mı, ters mi yatıyor diye diye huzurla geçireceğimiz 1-2 saati de rezil ediyorum. 

Saat 22:30 sularında uykum gelse de gelmese de yatıyorum, çünkü biliyorum ki Duru gece uyanacak ve tekrar uykuya dalmak için beni isteyecek. Ve bu gece boyunca 2-3 kez tekrarlanacak. Huzursuz bir şekilde odama giriyorum. O yüzden odama girer girmez Duru uyanıyor, adeta hissediyor huzursuzlandığımı... Uykuyu seven bir yapım var huyum kurusun:) gece uykum bölündüğü için sabah keyifsiz kalkıyorum. O yüzden her sabah 'bu akşam daha erken yatayım' fantazim devam ediyor. Olur da kırk yılda bir gece uyanmazsa ben zaten 6-7 kez uyanıp kameradan bakıyorum, 'uyanmadı değil mi?' diye onaylıyorum uyanmadığını:) her türlü uykusuz kalmayı başarabilen bir yapım var çok şükür. Sonra da neden sabah kalkmak işkence gibi geliyor?!? Allah ıslah etsin ne diyeyim... 

4 Ocak 2016 Pazartesi

Bir garip 'anne'

Duru 10.5 aylık oldu, biz hala dipdibe, hiç ayrılmadan (Allah ayırmasın) günlerimizi geçirmeye devam ediyoruz. Daha önce yazmıştım, bu zamana kadar üç kez birer saat babası ile bıraktım, pilatese gittim, o kadar... 
Bugün komşu kadınlar dediler ki sabah 9:00'da zumba yapalım havuz başında, bebeğe de komşunun kızı (9 yaşında) ve kocası baksın... Hemen bizim yan daire. Çok da tatlılar, sen ben gibi, bizim gibi... Neyse haydi dedim bırakayım, zaten kız Duru'yu çok seviyor, çok güzel oynuyor onunla. Duru da kahkahalar atarak eğleniyor. Zaten ağlarsa ederse duyarım, o kadar yakın, hemen yanına koşarım. Tabi ki aklım Duru'da, ayaklarım geri geri gittim zumbaya... Bu arada adam devamlı mesaj atıyor, fotoğraf atıyor 'Duru iyi', 'oynuyorlar', 'aklın kalmasın' gibi... Ohh diyorum içimden, aklım kızımda devam ediyorum zumbaya... Derken 'uyuyor' diye mesaj geliyor adamdan, gelmez olaydı... Acaba uykuya dalmadan önce mızmızlandı mı? Beni aradı mı gözleri? Emmek istemiş midir ki? Rüyasında annesine sarılmış, hiç bırakmamıştır belki de.. Kıyamam ben ona... diye düşünerek küçük Emrah'a bağlıyorum hikayeyi. İşte moralimi bozdum bile, yüzüm düştü, offf şu zumba bitse de gitsem kuzumun yanına, ne gereksiz bişi bu yaptığımız diye düşünerek külfete bağlıyorum olayı... O andan zevk de alamıyorum:(
Her zaman aynı şey oluyor, özellikle yalnızken Duru'yu uyutup duşa girdiğimde (en az 40 dakika uyuyacağını bildiğim halde) duş alırken onu ağlarken düşünüyorum. Adeta sesi kulağıma geliyor, ben duş alırken o kapının önünde böğürerek ağlıyormuş gibi sesler duyuyorum, çabuk çabuk hareketlerle bir çıkıyorum ki, Duru hala uyuyor... Benden başka anneler de bunu yaşıyor mu yoksa ben paronayak mı oluyorum? Söyleyin de ona göre önlem alayım:)