parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2016 Cuma

Güzel şeyler de olmuyor değil...

Belki de kötü düşünce, devamlı birşeyleri dert etme daha da kötüyü beraberinde getiriyor. Şimdi dayımın torunu da hasta olmuş kıyamam  daha 6 aylık bebek. Sağlığına kavuşsun inşallah en kısa zamanda. 
Diğer hastalardan da çok kısa bahsedip güzel şeyler paylaşmaya karar verdim bugün. Güzellikler getirsin diye... 

Dayım 2 güne hastaneden çıkıyormuş, çok şükür, tedavisine evde devam edilecek. Anneannem yoğun bakımdan normal odaya alındı bugün, tedavisi sürüyor. Virüslü aile fertleri iyileşti, hasta bakımına devam ediyorlar. Haberler iyi yani... 

Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz ama paylaşmak içimden gelmediği için ertelediğim yazımın konusu 'Duru'nun ilk doğum günü'... Paylaşmak bugüne nasip oldu:

17 Şubat 2016 Çarşamba günü Duru'nun fotoğraf çekimi vardı. Tam gününde olsun istedim... Çok da güzel oldu. 

Bu fotoğraf çekimi için biraz endişeliydim doğrusunu söylemek gerekirse. Duru poz verecek mi acaba, güzel pozlar alabilecek miyiz, huysuzlanır mı diye korkuyordum. Hiç korktuğum gibi olmadı, Duru sağolsun çok iyi iş çıkardı. Eline inci kolyeler, balonlar verdik, iyi oyalandı.
Bir arkadaşımız sağolsun geldi 1-2 saat Duru ile uğraştı ama çok güzel fotoğraflar çıktı ortaya. 


Amerika'da 1. yaş günü gelenekseli 'cake smashing' denilen 'pastaya yumulma' denemesi yapalım istedik. Minik bir pasta yaptırmıştık, Duru da belki ağzı ile pastaya dalar, her tarafına bulaşır ve biz de o anı fotoğraflarız diye ama bizim kız biraz temkinli olduğu için elleriyle mıncıklamak ile yetindi. Olsun, biz o şekilde de güzel pozlar yakaladık. 



Bu arada hem bu fotoğraf çekimi için hem de haftasonu gerçekleştirdiğimiz doğum günü partisi için hemen hemen tüm dekorasyon malzemelerini kendimiz yaptık. Kayınvalidem, Sabri ve ben 2 hafta akşamları Duru'yu uyuttuktan sonra geç saatlere kadar onlarla uğraştık ama değdi. Çok güzel oldu, herkes de çok beğendi. Tek tek anlatacağım...


Yukarıdaki resimlerde gördüğünüz ONE yazısını çuvallardan kestik, üzerine fırça ile beyaz renk harfler boyadık. Her harfin arasına kurdeleler bağladık. Altındaki sarı-pembe püskülü yapmak için de grapon kağıtlarını minik minik keserek bir ipe dizdik. 

Yine yukarıda gördüğünüz pembe tütüyü kayınvalidem yaptı. Kumaşçıdan tül almıştık 3 farklı tonda. onları kısa kısa keserek bel lastiğine geçirdi, aralara da kurdele attı, çok güzel oldu. Duru ilk gün korktu ama sonra alıştı. Bütün gün salonda oyuncaklarının arasında tuttuk alışsın diye, nitekim ertesi güne alışmıştı. 

Doğum günü partisi için kayınvalidem bu kavanoz ve şişeleri Türkiye'den taşıdı. Üzerinin stickerlarını bile oradan getirdi, burada kestik, tülünü, kurdelesini silikon tabancası ile yapıştırdık. Yarısının içine kum, yarısının içine m&m çikolata koyduk. Özellikle partiye gelen çocuklar bayıldı :)

Bu şişe ve kavanozları bir torbaya koyarak gelen kişilere hediye ettik. İçlerine Duru'nun ayağının izini bastığımız kartlara teşekkür yazısını da ekledik. 
Ayak izini alma süreci epey zorladı bizi. Aslında itiraf etmeliyim başta bu konsept el izi ile yapılacaktı ama Duru sağolsun avucunu açmadığı için o iş yattı:) Ayak izi de farklı oldu tabi :) Yumuk yumuk ayaklarını yidiğim..


Yemekler muhteşem olmuştu, herkes bayıldı. Kayınvalidem döktürdü yine :) Börekler, patates salatası, makarna salatası, cupcakeler, kurabiyeler, çikolata topları, meyveler ve PASTA...


Fotoğraf çekiminde kullandığımız ONE yazısını Duru'nun doğumundan bugüne olan her ay çektiğim fotoğraflarla süsledik, o da çok hoşuna gitti misafirlerin. 'Zaman nasıl geçiyor', 'nasıl da minicikti', 'ne ara büyüdü' dedirten cinsten fotolar... Bu arada kenardaki sarı pompomlardan 6-7 tane farklı renklerde yapmıştık, başka başka yerlere astık... Hoş göründü... 


Yemek masasının arkasına çok güzel bir fon yaptık, üzerine yine el yapımı çuvaldan HAPPY BIRTHDAY yazısı. Epey vakit aldı ama çok güzel oldu, elimize sağlık. Pembe-beyaz-mor fonu plastik kullan-at masa örtülerini keserek ve her bir parçayı ipe bağlayarak yaptık. Uçuş uçuş oldu, çok beğendim, içime sindi... Ayrıca güzel bir aile fotoğrafımız oldu, o da ayrıca hoşuma gitti :) 
Bu arada bir partinin olmazsa olmazlarından uçan balonlar çok güzeldi. Niyeyse ben uçan balon olayını çok seviyorum. Pembeli beyazlı değişik değişik balonlar almıştık, değişik kombinler yaparak astık bir yerlere, çok tatlı oldu....



Bu arada bir kaç gün önceden Duru'ya pastadaki muma üflemesi gerektiğini öğretmeye çalıştım ama pek başarılı olamadım sanırım. Ara ara canı istediğinde üflüyor gibi bir şey yapıyor ama doğru zamanda asla olmuyor bu... 
Şimdi durup dururken 'Happy Birthday Duruuuu' diye şarkı söylemeye başladığımızda yüzü gülüyor, sallanmaya başlıyor, el çırpıyor... Çok şükür ilk doğum gününü çok güzel atlattık, Allah nicelerini nasip etsin...
Toplam 42 kişiydik (çoluk çombalak hepsi dahil). Herkesin yüzü gülüyordu, ortam, yemekler ve muhabbet hoşuna gitti herkesin. En önemlisi buydu... Düşünüyoum da, geçen sene kendi doğum günlerimizdeki katılımcılarla, Duru'nun doğum günündeki katılımcıların hepsi farklı. Hep derlerdi 'çocuktan sonra arkadaşlar değişiyor' diye, 'daha çok çocuklu ailelerle takılmaya başlıyorsun' diye, bu kadar bariz değişeceğini düşünmüyordum. Gerçekten de artık hep çocuklu ailelerle takılıyoruz, bu partide de onu görmüş olduk. Bakalım seneye nerede, kimlerle ve nasıl kutalayacağız, merakla bekliyorum:) 





31 Ocak 2014 Cuma

Bahama'da bir Türk'ün dramı...

Bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum heralde... Adaya geleli 6 ay oldu, daha önce de yazmıştım, barlarda türkçe şarkı çaldırma çabalarımı... Geçen haftasonu James Bond partisi -birazdan detayları vereceğim- sonrası gittiğimiz Neptunes Bardaki DJ'e (hiç görmediğim bir DJ olduğu için) usulca sokulup merhaba dedim:) şaka şaka Türkçe şarkı bilir misin diyince evet biliyorum çalayım dedi ama ben yine de inanmadım.. Allah beni napsın? Adam çaldı, vallahi çaldı... İnanamadım... Ben şarkıcı veya şarkı ismi de vermedim. Dedim gerekirse İsmail Türüt, Davut Güloğlu, Allah ne verdiyse dinlicem... Ben istedim bi göz Allah verdi iki göz misali, Murat Boz çaldı ya laa... Benim o an sahneye bi zıplayışım var, görmeliydiniz... Elimde telefon, bi yandan avazım çıktığı kadar bağırarak eşlik ediyorum, bi yandan videoya çekmeye çalışıyorum... (aşağıda çekmeye çalıştığım videoyu da görebilirsiniz. İzlemeyip sadece benim sesime de odaklanabilirsiniz:)) Gözümden yaş gelcekti nerdeyse... İnsanın memleketi gibisi yok anacım, bi süre sonra bünye istiyor kendinden bişiler...



James Bond parti dediğim de şöyle bir olay: her yıl bi kez yapılan bir parti. Konsept: takdir edersiniz ki James Bond:) Herkes filmlerindeki gibi giyiniyor, bir tarafta kumar oynanıyor, Bond'un içtiği içkiler servis ediliyor, her yerde afişleri asılmış, filmlerle ilgili soruları cevaplıyorsun vs... Ben şahsen James Bond hayranı olmadığım için emaaan dedim ne giycem alla sen, geçirdim bi elbise gittim.. İyiki de öyle olmuş, çok az insan hakkını vermişti partinin.. Ama parti sonunda en iyi giyinenlere, sorulara en çok doğru cevap verenlere ödül verildi... DJ ilk başta James Bond müzikleri çalıyordu, baktı kimse takmıyor, günümüz şarkılarını da çaldı ki millet iki dans etsin:) E tabi gönül isterdi ki günümüz şarkılarının arasına vay efendim bir Ajda Pekkan-Kuş Havalandı vay efendim Erdem Kınay-Helal Ettim sıkıştırsın, ama olmadı... Orda tabi hırsımızı alamayınca Neptunes'e gittik işte ve Murat Boz çaldı, allaaah... Sanki Murat Boz'u Neptunes'de görmüşümcesine sevindim:)) 

Aaa bu arada yılbaşı gecesi üniversiteli bir Türk kizla tanıştım... O da şöyle oldu: Sabri tam bardan içki alırken Fransız bir çocuk 'abi sen nerelisin?' demiş, 'Türküm doğruyum' diyince 'aa bak benim arkadaşım da Türk' diyerek kızı tanıştırmış. Kız koştu geldi yanıma. Minnoş bir üniversiteli.. GS Üniversitesinde felsefe okuyor, bu sene Kanada'da okuyormuş, yılbaşı gecesini geçirmek için tek başına Bahama'ya gelecek  kadar da cesur:) Bir Fransız bulmuş kendine, eğleniyor:) İki arada bir derede bana 'Memoli benim nişanlım' diyerek ufak çaplı hayat hikayesini de anlattı, rahatladı:) Uçuk kaçık bir gençti ama bahanesi vardı, gençti işte:) valla insan memleketlisini bulunca gözü başka bir şey görmüyor:) ne güzel etmiş, hoşgelmiş...

14 Ocak 2014 Salı

Hep geriden geliyoruz....

Yılbaşını da New York'ta geçirsek mi diye düşündük ama hem baya yorgunluk olacaktı hem de Sabri’nin bir kaç gün daha izin alması gerekecekti diye adamıza döndük… Salı günü Sabri işe gitti zaten, ben de biraz mutfak alışverişi yaptım. Saat 17:00 sularında evde yemek için hazırlıklarımızı yaparken saat farkından dolayı Türkiye’de partileyen arkadaşlarımızın fotolarına baktık… Herkes mutluydu, umutluydu 2014’ten… Biz de bekleyelim ve görelim bakalım dedik… Birkaç arkadaşa sorduk nasıl güzel mi 2014? Girmeye değer mi? Neler değişti? diye ama pek bi farklı cevaplar alamadık:)

Akşam kendi kendimize güzel bir rakı balık sofrası kurduk… Gece de yine her zamanki gibi önce RumRunners sonra Neptunes’e gittik. Klasik bir cumartesi kıvamındaydı yani:) Ama o gün tabii ki meydan çok kalabalıktı (meydan dediğim yer RumRunners adlı pub’ın olduğu yer zaten). Güzel bir müzik grubu çalıyor, millet danslar ediyor, kalabalıktan geçilmiyor, millet şıkır şıkır giyinmiş falan. Saat 00:00 olduğunda da yaklaşık 5 dakika süren havai fişek gösterisi yapıldı. Adadakileri zannedersin ki LOST adasındalar, herhalde sadece yılbaşında görme şansları oluyor bu havai fişek olayını, ne abarttılar ne abarttılar… Yazık kııız… Bütün yıl 'aaa yılbaşında meydanda oluruz havai fişek oluyor' diye geziyorlar:) Sonra da 'ay ne güzeldi dimi, bu sene baya renkliydi, baya uzun sürdü' falan diye konuşuyorlar:) Biz de bu sene fişekten nasibimizi aldık yani, hadi yine iyiyiz…
Yılbaşının ertesi günü de festival gibi bir şey varmış. Junkanoo Festivali, ona gittik. Artık nasıl gruplanıyorlarsa, nasıl oluyorsa (ben çok da merak etmedim ama siz merak ederseniz buradan detaylarını okuyabilirsiniz:)) grup grup insanlar çok değişik ve abartılı renkli kostümler giyerek onlar için kapatılmış sokaklarda yürüyorlar ve bir jüri grupları puanlıyor. Birinci de para ödülü alıyormuş… Tabii ki yeme içme çadırları kurulmuş, çoluk çocuk herkes sokaklardaydı... Müzikli, renkli, eğlenceli bir etkinlikti…


Bu arada dipnot.. Burada minnacık bebeler gece saat kaç olursa olsun analarıyla beraber sokaklarda cin gibi dolanıyorlar. Yani ben diyim 1 yaş siz diyin 2…. Hani kucakta, sandalyeleri birleştirerek uyumak falan da yok. Gayet haldır haldır koşturuyorlar. Bizde olsa ‘ay banyo saati geçti, ay dışarda mama yiyemez, uyuması lazım, yerini yadırgadı’ diye diye kapatırız çocukları eve… Bunlar alıştırmışlar heralde bebeleri, sıkıntı yok… :)





7 Ocak 2014 Salı

Parti dediğin böyle olur...

Baya yazmaya çalışıyorum ama olmuyor. Espriyle karışık "ehe ehe bende tükenmişlik sendromu oldu Hürrem gibi” derken gerçekten tükendim sanırım… Anlatacak o kadar konu varken neden bu yetenek tıkanması şimdi:) neyse şuan böyle bi ilham gelir gibi oldu, tekrar başlıyorum yazmaya….

En son Şükran Günü yemeğinden bahsetmişim.. Epey zaman oldu, haklısınız… Bu sefer üşengeçlik, yorgunluk vs değil, güzel güzel malzemelerle döndüm aranıza… 8 günlük Amerika tatilimiz, yılbaşı kutlamamız, Sabri’nin doğum günü partisi… Hepsini anlatacağım tek tek…

Önce Sabri’nin doğum gününden başlayalım… Sürprizlerden hoşlanan biri olarak Sabri’ye de her yıl doğum gününde değişik kutlamalar yapmaya çalıştım… İlk çıkmaya başladığımız gün Sabri’nin doğum gününden 3 gün sonraydı, o zaman bile yemek ısmarlamıştım (yemek ısmarlamak da ne var demeyin, ilk yemeğimizdi ve daha 1 haftadır tanıyordum kendisini:))… sonraki yıllarda bir bara tüm arkadaşlarını toplayarak, ailesiyle işbirliği yaparak onların İstanbul’a gelmesini sağlayarak, annemlerde veya bekar evinde tüm sevdiklerimizi toplayarak sürpriz doğum günü partileri düzenlemiştik. İlk kez yurt dışında ve başbaşa olduğumuz için burukluk olmasın, yine değişik birşeyler yapayım dedim. Allaha şükür burda da sevdiklerimiz var, çevremiz geniş söylemesi ayıp:) Malum Bahama’da her an hava güzel, en iyisi bizim sitenin havuz başında yine arkadaşlarımızı çağırarak güzelce kutlayabilriz, hem bu vesileyle Turkish food tattırmış oluruz millete dedim. Lanet olsun içimdeki 'geleneklerimizi tanıtalım’ sevdasına… Yaklaşık 1,5 ay önceden hazırlıklara başladım. Burada istediğim herşeyi kolaylıkla yapabilme imkanım olmayacağını göz önüne alarak uzunca bir süreye yaymam gerektiğine inanmıştım. İyi ki de öyle yapmışım, ancak toparlanabildim… 

İlk önce internet araştırmalarım başladı, parti malzemeleri ve menü oluşturma kısmı için bol bol araştırdım, sordum soruşturdum. pinterest’e üye olup düğün ve doğum günü konseptelerine baktım vs vs… daha önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi bendeki müzik listesiyle buradaki arkadaşları sittin sene eğlendiremeyeceğimi bildiğim ve Türk insanı algısını zedelememek için hemen İstanbul’daki yabancı müzikte ustalaşmış arkadaşlarımdan yardım istedim. Onların gönderdiği, benim numberone ve powerfm listelerinde ilk 20 - ilk 40 şarkıları dinleyerek indirmelerim sonucunda 110 şarkılık bir playlist oluşturdum. Bu zevkli kısmıydı… 
Aklıma gelen / nette gördüğüm parti malzemeleri detaylarını cep telefonuma kaydedip nasıl yapabileceğimle ilgili araştırmalar yapıyordum. Neler lazım, kaç para eder vs hesaplayarak Sabri’den arabayı mutfak alışverişi bahanesiyle kaçırıp kendimi party dükkanları, kumaşçılar, züccaciyelerde buldum:) Alt komşumun deposuna sızarak ne var ne yok karıştırdım ve kafamda partiyi hayal etmeye çalıştım. Komşunun alet çantası, dikiş makinesi, kabloları vs hepsinin kullanımı için izin aldım ve çalışmalara başladım. Önce Turkiye’deki partilerin vazgeçilmezi olan ama burda henüz bilinmeyen ‘hatıra çerçevesini’ yaptım. Sonra kürdan süslemeleri, katılımcılara yaka iğneleri, kartondan konuşma çubukları, bıyık, dudak vs derken malzemeler tamamlandı. Yılbaşı ışıklarıyla havuz başındaki barı ışıklandırdık (bu konuda arkadaşım yardım etti tabii ki el insaf), bar sandalyelerini zımparalayıp boyadım, her yeri bir gün önceden sildim süpürdüm detrejanlarla yıkadım, bar kenarındaki tuvaletleri falan da temizledim (ııyyykk) derken ortam da hazır oldu. Konukları da 15 gün önceden sms / mail yoluyla davet ettim (çoğunun iletişim bilgisini Sabri’nin telefonundan çaldım). Bütün bunları Sabri’ye çaktırmadan yapıyordum. Mesai saatleri içinde (Sabri işe gider gitmez) başlıyordum çalışmaya. Tüm hazırlıkları komşunun deposunda saklıyordum. 

Menü kısmında çok heyecanlıydım çünkü hem yetiştirememe korkusu, hem ya kıvamları tutturamazsam korkusu hem Sabri’ye çaktırma korkusu derken 24 saat boyunca yemek yaparak rekor kırdım. Yaptığım yemekleri de alt komşunun buzdolabında sakladım:) Partiyi cumartesi öğleden sonra planladığım için önce cuma akşamından 'yağmur yağmasın' diye duaya başladım sonra ‘Allah'ım inşallah Sabri bu haftasonu çalışır' duasını ettim ve Allah’ın sevgili kuluymuşum ki ikisi de gerçekleşti. İş yerindeki arkadaşlar da sağolsun yardımcı oldular azcık oyaladılar Sabri’yi ve saat 15:30’da paşam geldi:) O sırada yaklaşık 7-8 davetli gelmişti bile, ben de açık büfeyi hazırlamaya çalışıyordum. Neyse güzel bir sürpriz oldu ve yaklaşık 20 kişi ağırladık. Müzik, uçan balonlar, çerçeve, konuşma çubukları, yılbaşı ışıkları çok güzel hava kattı partiye ve herkes tarafından çok beğenildi. Burda insanların parti anlayışı içki ve bir grup insandan ibaretken bu partide malzemeler ve ortamdan da haberdar oldular. Böyle böyle çıtayı yükseltelim diyorum işte:P Bir arkadaş da 'bir sonrakini heyecanla bekliyoruz' diyor. Bu mu yani senin burdan çıkardığın ders?? Hay Allahım hiç demiyor ki 'ben de yapayım da davet edeyim'… Hep bizden bekliyor… 

Yemeklerden de en sevilenler mercimekli börek, havuçlu meze ve kısır oldu (ki kısır baya bi sulu olmuştu, çaktırmayın:))… Onun dışında patlıcan - kabak kızartması, peynirli börek, çörek yapmıştım. Peynir tabağı, salam tabağı, cipsler, karides tabağı da vardı onlar da löp lüp yendi ve bitti:) Kısırı abartıp 1 kilodan yaptığım için 3 gündür evde kısır yiyoruz ne yazık ki:( Orda bi sıkıntı olmuş onu bi dahakine toparlıcaz artık:) Gece saat 22:30’da sona erdiğinde ayaklarıma kara sular baya baya inmişti:) Eve gelip tabakları yıkayıp yine bara gitmekten de eksik kalmadık ama:) Tekrardan iyi ki doğdu kocam, iyi ki benim oldu...

4 Ekim 2013 Cuma

Türksem günahım ne?

Parti ekibi
Öyle bir parti yapalım ki, herkes kendi ülkesinden tatlar yapsın, yiyelim, tanıyalım, öğrenelim dedik, söylemesi ayıp, b.kunu çıkardılarJ Türk’üm der demez akıllara şiş kebap ve baklava gelir mi insanın ya… Hadi senin aklına geldi diyelim, bi sor dimi evde yapar mısın? Hiç denedin mi? Yapabilir misin? Malzeme bulabilir misin? Alet edevat var mı? Yok anacım, bodoslama “siz kebap yapın” dediler, üzerimize kaldıJ Allahtan baklava da yapın demediler yoksa direkt ben aslında İtalyanım diyip makarnayı koyardım önlerineJ Bu ne kardeşim ya, her Türk’üm diyen evinde her gün kebap mı yiyor sanki… Tövbeee… ağzımı açtırıyolar bak benim burada…
Ustamız mangaldaki kebaplar ve patlıcanlarla
Neyse, yine bir plaj partisi ve biz kebap ile görevlendirildik. İtalyan makarna yapıyor tabi oh… günlerce evde deneme yaptık, baharatlı, baharatsız, tepside, patlıcanlı… Denemeler hep “ehh” ile sonuçlanıyor, inanmak istediğimiz nedenimiz ise doğru düzgün et bulamayışımız… Cumartesi günü yapılacak olan plaj partisi için cumadan başladık etleri yoğurmaya. 1 gün dolapta dinlenecek ya sözde. Biz her şeyi istenildiği gibi yapalım da, güzel olmazsa etin üstüne atarız suçu, dili yok ya bunun kendini savunacakJ Cumartesi etleri tahta şişlere dizdik (metal olsaydı kesin daha lezzetli olurdu:)), parti sahibi olan İtalyan arkadaşımızın evine gittik. Abide bir mangal var, maşallah bizim buzdolabı kadar, iki katlı, kapaklı, dereceli falan bişi… e tabi öyle mangala etler de “güzel olalım bari” dediler ve hakikaten evde yaptıklarımıza göre gayet lezzetliydiler. Biz bunlar etin tadını tam almasın diye soğan, patlıcan ezme, ayran falan da götürmüştük, hepsini aynı anda ağza atınca etin iyiliği kötülüğü belli olmuyor ne de olsaJ Nitekim herkes çok beğendi, tekrar tekrar teşekkür ettiler… Biz de alnımızın akıyla atlatmış olduk bu görevi. Asıl olay partiden önceydi. Hava çok rüzgarlı olduğu için bütün süslemeler uçtu, çadır devrildi, kırıldı, çadır olmadığı için ışıklar yetersiz kaldı, odunlar sabah yağmurunda ıslandığı için kumsaldaki ateş çok büyük olamadı, gecenin ilerleyen saatlerinde millet üşüdü, bu sebeple çişi gelen denize giremediJ gibi gibi bir sürü şey oldu ama yine de yüzler gülüyordu…
Patika

Gecenin sonunda ise yine plajdan eve 2-3 sefer düzenlemek suretiyle tüm eşyaları taşıdık. Ertesi gün kollarım ağrımış resmen o ağır ağır tabak çanağı taşırken. Allahtan kadın evinden plaja kısa sürede gidebilmek için patika yol yapmış da, biraz olsun hayır duamı aldı. Baya baya yememiş içmemiş, ormanda ağaçları kesmiş, yerdeki pislikleri, kozalakları kenara almış, kendine yol yapmış. Kadın boş durmuyor, ya evinin bahçesinde çalışıyor ya ormanın içinden patika açıyor, ya plaja odunlardan çadır yapıyor… Tam bir survivor ruhu ile hayatta kalmaya çalışıyorJ Acun ile görüşüp kendisini davet etmesini söyleyeceğim.



26 Eylül 2013 Perşembe

Partile-me

Hafta sonları malum Sabri’yle fellik fellik geziyoruz. Kimden nasıl bir parti/toplantı duyarsak katılıyoruz, “hadi bi bakalım”, “belki güzeldir”, “yeni birilerini tanırız”, “beğenmezsek çıkarız” diyerek kaptırıyoruz. Bir cumartesi akşamı önce Yelken Kulüpte bir kokteyle katılıp sonrasında da Senor Frogs diye bir yere Meksika’nın bağımsızlığını kutlamaya gidecektik. Hâlbuki bize ne dimi Meksika’nın bağımsızlığından… Onlar bir 9 Eylül kutluyor mu İzmirim için, bir 7 Eylül kutlaması göredim şahsen Aydınım için… Neyse dedik hadi onlar etti biz etmeyelim…

We have Drogba, they don't...
Önce yelken kulübe gittik, baktık ki yaş ortalaması 68, neyse dedik en azından içkiler bedavaJ Portekizli bir adamla tanıştık, burada beden eğitimi hocalığı yapıyormuş. Futbolla baya ilgili bir abimiz takdir edersiniz ki (burada futbola bile aç kaldık anacım hep Amerikan Futbolu oynadıkları için bunlar pata küte). Sabri’ye dedi “maç yapıyoruz haftada bir istersen gel” diye, tamam onu anladık da, sonra bana döndü, “kadınlar ligi de var istersen sen de oyna” demesin miJ anaaaam, bunlar yer beni ayol, zaten heybetliler… Ben bu topa girmiyim hiç zira görüyoruz Drogba’yla her kafa topuna çıkan kafayı yarıp iniyor aşağı, ben de öyle olmayayım dedim. Yok dedim ben izlemesini seviyorumJ ordan konuyu değiştirdim hemen benim abim de futbolcu işte, bizde de baya Portekizli oyuncu var, Allah Bruma’yı başımızdan eksik etmesin falan demeye başladım…

Sonra dedim hadi Sabri bize yavaştan müsaade, yaş ortalaması gittikçe yükseliyor, diğer partiye dahil olmanın vakti geldi. Attık kendimizi Senor Frogs’a. Orada harbi güzel bir eğlence vardı. En azından insan gibi şarkılar çaldı, biz de unutmuşuz bir Britney Spears bir Shakira vardı dedik kendi kendimize- devamlı Bahama şarkıları hiphop rap dinlemekten gına geldi…


Senor Frogs
İlk böyle içeri girdik bismillah hop hop zıplayan Çinli bi kız geldi yanımıza. Meğer o dans ediyormuş o şekildeJ neyse “hello”, “hi”, iki güleryüz, “sempatik ol Aslı” tavırları sonra kız geldi heyecanlı heyecanlı bişiler anlatıyo işte ben de Bodrum’a gitmiştim, ben dünyayı dolaştım bilmem ne diyo bi yandan da eli orama burama çarpıyo… tövbe dedim abla bi git ya.. neyse Bodrum diyince yanaştım zaten, beni öyle tavladı, yoksa elin Çinlisiyle ne işim olur, tanımam etmem. Sonra ortak bir arkadaşımız geldi, ona çok yanaşma, o lezbiyen, seni çok beğenmiş demesin mi… Anaaam dedim, “göz göze gelme” taktiği… ilerleyen saatlerde basmış alkolü bizim Çinli, zıvanadan çıkmış, onu bunu kimi görürse elliyo abla… Allah de gari bu kadar korktuğumu hatırlamıyorum. Dedim valla tercihine saygım sonsuz ama bana dokunursa içimdeki dragonu çıkarmak zorunda kalırım haberi olsun. Neyse o gece o abla baya bir rezil oldu, ben de canımı zor kurtardım. Ertesi gün duydum hala beni soruyormuş arkadaşlaraJ

Plaj partimizden bir kare
Geçen hafta sonu da İtalyan arkadaş kendi evlerinin önündeki plajda parti düzenlemeye karar verdi. Saat 15:00 gibi başlayalım, hava kararmadan yemeklerimizi yiyelim, sonra da ateş yakarız dediler… Nitekim öyle oldu, çok da güzel oldu. Tabi öncesinde Sabri ve ben ortamı hazırlamak için gidip geldik, koşturduk, yardım ettik. O kısımları geçiyorum, tam bi hamallık. Gece bittiğinde de herkes gitti en son biz kaldık yine ateşi söndüren, eşyaları taşıyan… saat 00:30’du eve geldiğimizdeJ ama parti gerçekten güzel oldu. İtalyan kadın bütün sandalye, masa, kandil, meşale, radyo, çatal, bıçak vs getirmiş. Yemekleri de evinde pişirip getirdi. Menümüzde karidesli makarna, ıstakoz, salata ve focaccia (bir nevi İtalyan ekmeği) vardı. Kadın zaten çok iyi yemek yapıyor.
Plaj partisi manzaramız
Bu arada plaj partisinin olduğu gün şansımıza hava süperdi, okyanus çok durgundu, millet yedi içti yüzdü:) manzaramız yandaki gibiydi...
Daha önce de Basra diye bir etkinlik yapıldı burada. O da bir nevi plaj partisi ama her yıl eylül ayında düzenlenen baya büyük ve önemsenen bir organizasyon. Esas olay sabah yapılan yüzme yarışı, sonrasında işte DJ geliyor, yiyecek, içecek satılıyor, kano yarışları, eğlence vs ama baya kalabalık oluyor. Zaten iki şarkı çaldı, biralar içildi falan Allah artık ne eğlendiler ne eğlendiler – o kadar plaj var, hava güzel, doğa güzel, tabiat güzel, doğru düzgün parti yapan birileri yok kardeşim, insanlar düzgün partiye aç resmen. Şimdi hemen “sen düzenle böyle partiler işte” demeyin… bi akıllı biz değiliz heraldeJ ama bu hafta burada kebap partisi düzenleyeceğiz, onu ayrıca yazacağım…