28 Ocak 2016 Perşembe

Bir devir kapanıyor

Evet arkadaşlar yirmili yaşlarımın son üç ayına girmiş bulunuyoruz. Bu düşünce bende hafif bi titremeye neden olmuyor değil. Şimdi daha iyi anlıyorum 5 yıl boyunca 39'da, 49'da yerinde sayanları:) neyse ben bu sene yerimde saymayayım da, sonraki yıllarda bakarız, söz vermiyorum:) 

29 benim hayatımda hep gülümseyerek hatırlayacağım bir yaş oldu. Bana can oldu, kan oldu... Önce 22 kilo verdi, sonra da minnoş bir bebek.. Önce hamilelik deneyimi yaşattı sonra anne yaptı beni bu yaşım. Hem yordu, hem savaşacak cesareti verdi.. Güldürdü, eğlendirdi, ağlattı, sızlattı... 'Artık yaşanacak ilk kalmadı' derken bambaşka bir sürü ilk yaşattı... İlk bakış, ilk kucaklaşma, ilk gülüş, ilk sözcük, ilk adım... 
Hep güzelliklerle hatırlayacağım bu yaşımı, en iyi, en verimli senelerimden biri olarak tarihime geçecek. Belki aynı duyguları, tecrübeleri yaşatacak başka bir yaş daha olacak ama hiç biri ilkinin verdiği tadı vermeyecek, eminim. İyi ki geldin, benim oldun, bebeğim oldun... Bu yaşımın anlamı, huzuru... Hep birlikte nice güzel, anlamlı kutlamalara... Seni çok seviyorum! 

Uykusuzluk başa vurursa

Arkadaşlar ben çığrımdan çıktım:) evde kök söktürüyorum. Özellikle Duru'yu uyuttuktan sonra televizyon mu açılacak, 'sesini kıs, aman bir anda bağırmasın' diye bin kere mi tembihlenir bir koca? Komik bişey izliyoruz mesela, kocasının kahkahasından rahatsız olur mu bir kadın? Ama çocuk uyanacaaak?!? Kocan sesli mi hapşuruyor, eyvah, bu sefer kesin uyandı. Uyanmasa bile kameradan gözlerimi ayırmıyorum... Çok mu hareket ediyor, uyanacak mı, ters mi yatıyor diye diye huzurla geçireceğimiz 1-2 saati de rezil ediyorum. 

Saat 22:30 sularında uykum gelse de gelmese de yatıyorum, çünkü biliyorum ki Duru gece uyanacak ve tekrar uykuya dalmak için beni isteyecek. Ve bu gece boyunca 2-3 kez tekrarlanacak. Huzursuz bir şekilde odama giriyorum. O yüzden odama girer girmez Duru uyanıyor, adeta hissediyor huzursuzlandığımı... Uykuyu seven bir yapım var huyum kurusun:) gece uykum bölündüğü için sabah keyifsiz kalkıyorum. O yüzden her sabah 'bu akşam daha erken yatayım' fantazim devam ediyor. Olur da kırk yılda bir gece uyanmazsa ben zaten 6-7 kez uyanıp kameradan bakıyorum, 'uyanmadı değil mi?' diye onaylıyorum uyanmadığını:) her türlü uykusuz kalmayı başarabilen bir yapım var çok şükür. Sonra da neden sabah kalkmak işkence gibi geliyor?!? Allah ıslah etsin ne diyeyim... 

23 Ocak 2016 Cumartesi

Şiddetli yağmur halleri

Bugün aşırı yağmur var bizim adada. Gökler gürlemediği sürece pencereye vuran yağmurun sesini hep sevmişimdir. Böyle günlerde alırım sıcacık kahvemi elime, tavandan yere kadar olan penceremin önündeki berjere oturur, ayaklarımı toplar, sokaktaki insanları izler, hayaller kurar, hikayeler yazarım kendimce. İnsanların hikayelerini dinlemek, düşünmek beni hep cezbetmiştir zaten. Üzerimde en sevdiğim eşofmanım, saçlarımı yeni taramışım, dökülmüşler omuzlarıma, kahvaltı sonrası keyfi yapıyorum yine. Havuza düşen yağmur damlaları havuzu dalgalandırıyor, evimizin önündeki huzurla izlediğim sakin kanal taşacak gibi oluyor. Ara ara düşüncelere dalıyorum, ara ara kitabımın sayfalarını karıştırıyorum, paşa gönlüm ne istiyorsa...  


Şimdi şöyle bir arkanıza yaslanın ve düşünün, gerçekten böyle bir gün geçirmiş olabilir miyim sizce? Allah aşkına gerçekçi olalım... Tabii ki hayır. 

Aşırı yağmurun yağdığı doğru. Üzerimde eski bir eşofman, popo kreminin fazlasını can havli ile üzerime sürmüş olduğum bir tshirt, saçlarım uzun zamandır olduğu gibi tepeden en doğal haliyle toplanmaya çalışılmış, Duru ile hızlı bir kahvaltı sonrası (tabi ki kapkara soğuk çayı masanın üzerinde bırakarak) şiddetli yağmurla akan tavanı zaptedebilmek için kovalar, havlularla mücadele ettim. Her 15 dakikada bir havlular ıslandı mı, kovalar doldu mu diye kontrol ederken bir yandan da Duru'yu bu kovalardan uzak tutmaya çalıştım (bu daha zor kısmıydı). 

Zaten çocuklu evde nerde öyle keyif yapabileceğin berjer? Herşeyi kaldırdık oyun alanına çevirdik salonu mübarek. Kendimize ait iki tanecik koltuk var, onlar da olmasa salona salon demeye bin şahit gerekecek. Zaten onlara da oturamıyoruz gün içinde, Duru bizi koltukta otururken görünce o da koltuğa çıkmak istiyor ve çıkınca da rahat durmuyor takdir edersiniz ki, düşecek, kablolara uzanacak, lambayı kurcalayacak diye hepimiz yerde oturuyoruz. Sehpayı zaten duvar dibine sotelemiştik, onu söylemiyorum bile. 

Kovalara saldırmayı engelleyemediğim zamanlarda odaya götürüyorum Duru'yu, oradaki legolarıyla vakit geçirmesini sağlıyorum. Orda da ben sıkıntıdan patlıyorum :) Yapacak bir şey yok... 


Haydi dedim her zamanki gibi, çok şükür, iyi tarafından bakalım, evimizdeyiz, sıcak sıcak oturuyoruz derken elektrikler gitmesin mi? Tövbeler olsun çok zor bir durum. Buzdolabı, ocak, fırın, klima, telefonların şarjları ve en önemlisi internet!
Şuan bu yazıyı da elektrikler geldiğinde yayınlayabileceğim. Hayırlısı...

Bu havanın tadını çıkaranlar da olmuştur eminim, Allah arttırsın... Çocuk sahibi olunca görürüm ben onları... Sıcak kahve içmek neydi, saça fön çekmek neydi, oje sürmek neydi, bunların değerini şimdi bilmezler, zamanı gelince anlarlar... 


7 Ocak 2016 Perşembe

Zor annelik

'Zor bir çocukluk geçirdi', 'ergenliğinde çok zordu' gibi söylemler oluyor da 'zor bir annelik geçiriyor' neden olmasın? Evet o kişi benim, zor annelik geçiren. Tabi Duru için değil, kocam için :) 
Bir arkadaşım hamileyken kocasına demediğini bırakmıyordu, kocası yardımcı olmaya çalıştıkça daha çok istiyordu, arkasından söyleniyordu. O zamanlar ben de 'ya yazık adama, kadın hep bişeyler istiyor, istekleri yerine getirdikçe yaranamıyor' diyordum. Şimdi ben de öyle oldum herhalde... 
Kocam (nazar değmesin) çok yardımcı, ev işlerinde, mutfakta, çocuk bakımında... Ama gel gör ki yaranamıyor :) bazen dışardan bakıyorum kendime, tiksiniyorum halimden, üzülüyorum kocam için, yapmayayım bu kadar diyorum, ilk yarım saat iyi hoş, sonra yine ben aynı ben... 
Devamlı hadi hadi hadi diyen ben, onu yapar mısın bunu yapar mısın diye isteklerde bulunan ben. Biri bana bu kadar çok komut verse ben 'ee başlarım senin isteklerine' derim herhalde...  
Allah ondan bin kere razı olsun... O bana yardımcı olmazsa ben biterim zaten, malum iki kişiyiz burada, yardımcımız, anamız babamız, konumuz komşumuz yok... Omuz omuza verdik, geçinip gidiyoruz, bundan önce böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. O benim gerçek anlamıyla 'yol arkadaşım'. Bu telaşlı dönem inşallah zamanla yerini sakinliğe bırakacaktır, inanıyorum. Seni seviyorum canım... İyi ki varsın!

4 Ocak 2016 Pazartesi

Bir garip 'anne'

Duru 10.5 aylık oldu, biz hala dipdibe, hiç ayrılmadan (Allah ayırmasın) günlerimizi geçirmeye devam ediyoruz. Daha önce yazmıştım, bu zamana kadar üç kez birer saat babası ile bıraktım, pilatese gittim, o kadar... 
Bugün komşu kadınlar dediler ki sabah 9:00'da zumba yapalım havuz başında, bebeğe de komşunun kızı (9 yaşında) ve kocası baksın... Hemen bizim yan daire. Çok da tatlılar, sen ben gibi, bizim gibi... Neyse haydi dedim bırakayım, zaten kız Duru'yu çok seviyor, çok güzel oynuyor onunla. Duru da kahkahalar atarak eğleniyor. Zaten ağlarsa ederse duyarım, o kadar yakın, hemen yanına koşarım. Tabi ki aklım Duru'da, ayaklarım geri geri gittim zumbaya... Bu arada adam devamlı mesaj atıyor, fotoğraf atıyor 'Duru iyi', 'oynuyorlar', 'aklın kalmasın' gibi... Ohh diyorum içimden, aklım kızımda devam ediyorum zumbaya... Derken 'uyuyor' diye mesaj geliyor adamdan, gelmez olaydı... Acaba uykuya dalmadan önce mızmızlandı mı? Beni aradı mı gözleri? Emmek istemiş midir ki? Rüyasında annesine sarılmış, hiç bırakmamıştır belki de.. Kıyamam ben ona... diye düşünerek küçük Emrah'a bağlıyorum hikayeyi. İşte moralimi bozdum bile, yüzüm düştü, offf şu zumba bitse de gitsem kuzumun yanına, ne gereksiz bişi bu yaptığımız diye düşünerek külfete bağlıyorum olayı... O andan zevk de alamıyorum:(
Her zaman aynı şey oluyor, özellikle yalnızken Duru'yu uyutup duşa girdiğimde (en az 40 dakika uyuyacağını bildiğim halde) duş alırken onu ağlarken düşünüyorum. Adeta sesi kulağıma geliyor, ben duş alırken o kapının önünde böğürerek ağlıyormuş gibi sesler duyuyorum, çabuk çabuk hareketlerle bir çıkıyorum ki, Duru hala uyuyor... Benden başka anneler de bunu yaşıyor mu yoksa ben paronayak mı oluyorum? Söyleyin de ona göre önlem alayım:)

12 Aralık 2015 Cumartesi

Bu yazı dolaylı yoldan Duru içerir

Bugünlerde aklım hep birşeylerle meşgul, nedenini bilmiyorum, kafamda uçuşan tilkiler... Zaten her gün Duru ile ne yapsak, nasıl vakit geçirsek diye kafa yoruyorum, o ayrı.. evlendiğim günden beri başımın belası 'bu akşam ne yicez?' davası hala devam, hatta bütün gün evde olduğum için daha da yoğun, bir de 'Duru'ya ne pişirsem' olayı var tabi, o daha da endişelendirici. Duru'nun gelişimini kayıt altında tutmak için bir defterim var, aklım hep onda, elime kalemi alıp yazmaya oturamıyorum. Duru'nun doğum günü partisi için detayları şimdiden düşünmeye başladım ki ilk Amerika seyehatimizde ihtiyaçları almam gerekecek. Önümüzdeki günlerde bir kaç misafirimiz gelecek, onlarla neler yaparız, nerelere gideriz, ne yer ne içeriz... Türkiye'den gelecek olan arkadaşlarımıza, ailemize sipariş etmem gereken bir şey var mı?  Duru'nun bir kaç resmini bastırayim da, albümüne koyarım.

Bir yandan evde yapılmayı bekleyen bir sürü iş var, ütüler, çamaşırlar... Salonda bir duvarda su sızması var, tadilatçılar gelecekti, her gün 'acaba bugün mü gelecekler' kaygısı. Her gün 'bugün temizlik yapsam iyi olur' düşüncesi altında ezilme... Kendi internet siteme bir kaç data girmek istiyorum, Duru ile gün içinde ne mümkün? Duru ile ilgili endişelerimden bahsetmiyorum bile. Hangi oyuncaklar gelişimi için daha iyi, çok fazla oyuncak olmasın etrafta, doyumsuz olmasın, ne tür kitaplar okumalıyım, bu aylarda ne yemeli, bu havalarda ne giymeli, tv izlesin mi, kaç saat uyursa büyür, arkadaşları olsun, paylaşmayı öğrensin, bunlar için neler yapabilirim... Ve daha niceleri.

Bir yandan aklımın büyük bir kısmı hasta yatağındaki anneannemde, her sabah kalktığımda 'inşallah o da sağlıkla uyanmıştır bu sabah' diye düşünmeden edemiyorum. Allahtan kitap okuyorum, o iş yarım kalmıyor. Az az ama en azından hiç değil!

'Sabri geçen gün sana bir arkadaşımdan bahsetmiştim ya... Dün müydü o ya?'
Sağ gözümdeki kabuklanma nerden çıktı yine?
Bu sabah dişlerimi fırçalamış mıydım ki?
Yarın unutmayayım da ojelerimi çıkarayım...
Bugün günlerden ne Allah aşkına?
...

3 Kasım 2015 Salı

256. Gün



Buraya hep özel günlerde (40 gün, 3 ay, 100 gün gibi) yazacağım demiştim ama bugün canım yazmak istedi, aslında 'Duru 200 günlük' başlığı ile hazırlanmıştım ama o sıralar ülkemiz terör olayları ile çalkalanıyordu, kalbim elvermedi...  içime attım, yuttum dile getireceklerimi.. Bugün de Duru'nun 256. Günü... Memleketimiz Aydın'ın telefon kodu diye bağlayabilirim bence :) saçma biliyorum ama olsun. Bağladım bir şekilde, idare edin... (Bu arada Duru bugün tam sekiz buçuk aylık- onu da bahane edebilirdim)

Duru ile zaman eskisinden de hızlı geçiyor. Artık karşılıklı paylaşımlarımızın olduğu, karşımda beni anlayarak davranan, kendine göre cevap veren büyümüş bir bebek var:) Hal böyle olunca işler bir yandan kolaylaşırken (beni anlaması, pıtır pıtır yürüyerek bana bağlı olmaması vs) bir yandan da zorlaşıyor (gitmemesi gereken yerlere gitmesi, yapma desem de kafaya koyduğu şeyi illa yapmaya çalışması vs). 

Duru ve arkadaşları
Haftada 1-2 gün adadaki anneler ve bebelerinin olduğu bir grup olarak toplanıyoruz. Bebeklerinin yaşları 6 ay ile 2.5 yaş arasında değişen bir grup anne ile sohbet etmek, çocukları kaynaştırmak hem bana hem Duru'ya iyi geliyor. Şimdilerde sular soğudu, o yüzden pek deniz-havuz olayına girmiyoruz ama bahçede yada plajda örtülerimizi serip muhabbet edebiliyoruz. Hava hala güzel, hatta tam kıvamında diyebilirim... 

Duru'yu takip edenler bilir (instagram: birannekuzusu) Duru artık özerk takılıyor :) içişlerinde bağımsız dışişlerinde bağımlı:)) koşarcasına emekleme, merdivenleri hızla tırmanma, kendini yukarı doğru çekerek ayağa kalkma, sehpaya, koltuga, yataga tutunarak yengeç gibi yürüme seviyesine geldi. Bağımsız bir şekilde yürümesine daha çok var bence çünkü yere tam basamıyor. Yani dengesi yok henüz... Zamanı var herşeyin... 

Birkaç gün önce merdiven başına ve sonuna, bir de mutfağa gelen yola kapı taktı Sabri. Şimdilerde onun isyanı var Duru'da:) 'iki gün öncesine kadar her yerlere girip çıkıyordum, şimdi birden ne oldu?' diye düşünüyordur eminim. Geç kalmışız bence bunları takmak için ama ada hayatı işte he deyince herşey olmuyor. Alışır zamanla ona da... 

Çok atak, cesur, kolay alışan bir bebek değil Duru. Mesela yeni bir oyuncak zürafa aldı bir arkadaşımız, çok korkuyor ondan. Zannetmeyin ki kocaman bir şey, minik, pembe bir zürafa. Çok da sevimli, müziği bile var.. Yadırgıyor yavrucak:) Zamanla alışıyor ama işte onu alıştıracaz diye bin türlü şaklabanlık yapmamız gerekiyor. New York'a gideceğiz diye bir arkadaşımız polar tulum getirmiş sağolsun, bizimki çığlık kıyamet kopardı, korktu resmen tulumdan:) uzun bacaklı, uzun kollu, kapşonlu falan görünce şaşırdı herhalde. Burda o hep kısa ve ince şeylere alışık olduğu için... Odasında biraz büyük bir tavşan var (büyük dediğim Duru'nun yarısı kadar bile değil) onu uyku nesnesi yapayım diye yanına koydum geçenlerde. Ne bağlanması, bakıp bakıp ağladı, yatağın içinde kaçacak yer aradı kuzum :( hemen kaldırdım, alıştırmaya yeltenmedim bile :) Hal böyle olunca hep bi tedirgin yaklaşıyorum yeni bir insan, yeni bir oyuncak, hayvan görünce 'inşallah korkmaz' diye... Zamanla inşallah bu korkularını yener, biz de rahat ederiz...

Yine bir başka özel günde gelişmeleri yazarım. Okuyan herkesi selamlar, operim :)