bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Mart 2016 Salı

Duru'daki gelişmeler-Mart 2016

Duru uzun zamandır günde iki kez uyuyor. Bir sabah 10:30 gibi bir de öğleden sonra 14:30 gibi... Ama gelin görün ki bugünlerde sabah uykusuna çok zor dalıyor ve çok kısa uyuyor, hatta bazen uyumadı denecek kadar az uyuyor (5dk kadar). Bu da beni çok hırpalıyor. Hem uyutmak için çok çaba sarfediyorum hem de uyumayınca motivasyonum düşüyor:( sabahki huysuzluğu da cabası...

Acaba tek uykuya mı geçecek diyorum ama bakalım zaman ne gösterecek. İki uyku aslında iyi oluyordu, hele ki iki kez 1.5 saat kadar uyursa süper, tüm işlerimi görebiliyordum rahatlıkla. Tek uyku olup da 3 saat uyuyacaksa buna da hazırım. Ama tek uyku olup da 1.5 saat olacaksa hayıııııırrrrr olamaaaaazzz....


Her geçen gün yeni yeni şeyler yapıyor, beni şaşırtıyor. Ne desek tekrar ediyor kendince. Çok çabuk öğreniyor. 

Bugünlerde 'kaç yaşındasın?' sorusuna eliyle 1 işareti yapmayı ve yemek yerken 'nefis mi olmuş?' dediğimizde parmaklarının uçlarını birleştirerek güzel işareti yapmayı öğrendi. 

'Tavşan ne yiyor?' diyorum -havuç diyor dudaklarını büzerek.

Uykusu gelince meme meme meme demeye başlıyor. 

Öpücük ver diyince ağzını yanağımıza dokunduruyor.

En sevdiği oyunlardan biri bir kutuya bir nesne koyup 'gittii' demek. O nesneyi kutudan tekrar tekrar çıkarıyor, koyuyor... Gitti, aa burdaymış diyerek oynuyoruz. 

'Gel çorap giydireyim' dediğimde ayağını uzatıyor. Bu arada kesinlikle ayakkabı giymiyor. Bugüne kadar hiç ayakkabı giymedi, ona garip geliyor, ağlıyor, çığlık çığlığa çekiştiriyor ayakkabıları. İşimiz var... 

Yemek istemediği yemekleri bir şekil şarkı türkü oyunla yediren ben, bugünlerde kesinlikle yediremez oldum. Dudaklarını bir kapıyor, açtırabilene aşk olsun... 

Bugünlerde tırnaklarını da kestirmez oldu, ikidir uyurken kesmek zorunda kalıyorum. Hay bin kunduz....

Bebekken daha mı kolaydı herşey?

14 Şubat 2016 Pazar

Pastelleştiremediklerimizden misiniz?

'İlk 6 yıl' diye bir uygulama var akıllı telefonlarda, çok faydalı bilgiler içeriyor. Bebeğinizin doğum tarihini yazdığınızda bebeğinize uygun oyunları, bilgileri sizinle paylaşıyor. Hemen hemen her hafta bir mesaj gönderiyor. 
2 hafta önce minik bir masa-sandalye takımı almıştık Duru için, faaliyet masası olur diye. Ona oturmaktan hoşlandığı pek söylenemez.
Geçen hafta Duru'nun yaşına göre 'bebeğinizin eline boya kalemleri verebilirsiniz, karalamak hoşuna gidecektir' gibi bir mesaj gelince hemen uygulamaya geçtim. E malum her yerde çocuklarınıza kitap okuyun, kağıt kalem verin mesajları dağıtılıyor, ben de Duru'ya çok tatlı boya kalemleri aldım. Henüz parmakları çok minnoş, kalem tutamaz, alışsın hesabı aşağıda resmini gördüğünüz yumurta boyalardan aldım.


Minik parmakları ile avuçlayarak daha kolay karalasın bebeğeeem dedim ama gel gör ki henüz oral dönemden çıkmadığımızın bilgisi sanırım yetkililere ulaşmamış olmalı ki, yumurta boyayı direk ağzına götürmesi ile boyaların ortadan kaldırılması bir oldu. Hevesim de kaçtı. Bir daha ne zaman denerim Allah bilir...

2 Şubat 2016 Salı

Her dönem başka bir sorun

Ada hayatının zorluklarını biz iki yetişkin olarak çok hissetmiyorduk ama şimdi Duru ile birlikte yavaş yavaş hisseder olduk. Her gün yeni endişelerle uyanıyorum... Duru için tabi ki elimizden gelenin en iyisini, en doğrusunu yapmaya çalışıyoruz. Doğru beslensin, doğru iletişim, doğru arkadaşlar, doğru oyuncaklar vs.. Ne var ki bunların hepsini adada gerçekleştirmemiz mümkün olmuyor. 
Örneğin şimdilerde en büyük problemim 1 yaşından sonra verilmesi gereken organik keçi sütü bulmak (Türkiye'deki doktorum bunu öneriyor). Keçi sütünü bulduk da organiği kaldı... Aman boşver keçiyi, inek sütü iyidir dediğimde de 'inek sütünün fazlası demir eksikliğine neden oluyor' demesinler mi? Al buyur kafalar karıştı... 
Bir yandan devam sütü denilen şey anne sütüne en yakın besleyicilikteymiş, o da burda yok...
Bütün bunlar kafamda uçuşurken Duru'nun bu sütleri sevip sevmeyeceği, içip içmeyeceği de meçhul. Zira kendisi henüz biberon bile almayı reddeden bir kişilik...
Oyuncaklar konusunda hemen hemen herşeyi burda bulabiliyoruz ama normalden üç kat daha fazla paraya.. O paraya da insan acıyor, gerçek fiyatının üçte bir olduğunu bilince veresi gelmiyor. Bu yüzdendir ki adada ikinci el çocuk eşyaları çok revaçta. Herkes elinde ne varsa uygun fiyattan satıyor. Genelde biz o şekilde alıyoruz Duru'ya da. Hem zaten çok az bir süre kullanılıyor hem de çocuk zaten ne bulsa (yoğurt kapları, su bidonları) oynayabiliyor... Fazla fazla paralar ödeyip 2 ay sonra sokağa fırlatmanın bir anlamı yok... Bu arada biz de işimiz bitenleri satıyoruz (oyun parkı, bebek araba koltuğu, banyo küveti gibi artık kullanmadıklarımızı), yoksa evlerde yer kalmıyor... 
Her dönemin bir başka zorluğu oluyor. Bazen şöyle bir olayın dışına çıkıp bakıyorum gözümde büyüttüğüm problemlere. Ya diyorum 1-2 ay sonra geçecek birşey, yada ne bileyim koca insan ömründe bu detay üzülmeye hiç değmez... Koyver gitsin diyorum:) böylece kendimi rahatlatmış oluyorum, deneyin bakın valla işe yarıyor:)

28 Ocak 2016 Perşembe

Uykusuzluk başa vurursa

Arkadaşlar ben çığrımdan çıktım:) evde kök söktürüyorum. Özellikle Duru'yu uyuttuktan sonra televizyon mu açılacak, 'sesini kıs, aman bir anda bağırmasın' diye bin kere mi tembihlenir bir koca? Komik bişey izliyoruz mesela, kocasının kahkahasından rahatsız olur mu bir kadın? Ama çocuk uyanacaaak?!? Kocan sesli mi hapşuruyor, eyvah, bu sefer kesin uyandı. Uyanmasa bile kameradan gözlerimi ayırmıyorum... Çok mu hareket ediyor, uyanacak mı, ters mi yatıyor diye diye huzurla geçireceğimiz 1-2 saati de rezil ediyorum. 

Saat 22:30 sularında uykum gelse de gelmese de yatıyorum, çünkü biliyorum ki Duru gece uyanacak ve tekrar uykuya dalmak için beni isteyecek. Ve bu gece boyunca 2-3 kez tekrarlanacak. Huzursuz bir şekilde odama giriyorum. O yüzden odama girer girmez Duru uyanıyor, adeta hissediyor huzursuzlandığımı... Uykuyu seven bir yapım var huyum kurusun:) gece uykum bölündüğü için sabah keyifsiz kalkıyorum. O yüzden her sabah 'bu akşam daha erken yatayım' fantazim devam ediyor. Olur da kırk yılda bir gece uyanmazsa ben zaten 6-7 kez uyanıp kameradan bakıyorum, 'uyanmadı değil mi?' diye onaylıyorum uyanmadığını:) her türlü uykusuz kalmayı başarabilen bir yapım var çok şükür. Sonra da neden sabah kalkmak işkence gibi geliyor?!? Allah ıslah etsin ne diyeyim... 

4 Ocak 2016 Pazartesi

Bir garip 'anne'

Duru 10.5 aylık oldu, biz hala dipdibe, hiç ayrılmadan (Allah ayırmasın) günlerimizi geçirmeye devam ediyoruz. Daha önce yazmıştım, bu zamana kadar üç kez birer saat babası ile bıraktım, pilatese gittim, o kadar... 
Bugün komşu kadınlar dediler ki sabah 9:00'da zumba yapalım havuz başında, bebeğe de komşunun kızı (9 yaşında) ve kocası baksın... Hemen bizim yan daire. Çok da tatlılar, sen ben gibi, bizim gibi... Neyse haydi dedim bırakayım, zaten kız Duru'yu çok seviyor, çok güzel oynuyor onunla. Duru da kahkahalar atarak eğleniyor. Zaten ağlarsa ederse duyarım, o kadar yakın, hemen yanına koşarım. Tabi ki aklım Duru'da, ayaklarım geri geri gittim zumbaya... Bu arada adam devamlı mesaj atıyor, fotoğraf atıyor 'Duru iyi', 'oynuyorlar', 'aklın kalmasın' gibi... Ohh diyorum içimden, aklım kızımda devam ediyorum zumbaya... Derken 'uyuyor' diye mesaj geliyor adamdan, gelmez olaydı... Acaba uykuya dalmadan önce mızmızlandı mı? Beni aradı mı gözleri? Emmek istemiş midir ki? Rüyasında annesine sarılmış, hiç bırakmamıştır belki de.. Kıyamam ben ona... diye düşünerek küçük Emrah'a bağlıyorum hikayeyi. İşte moralimi bozdum bile, yüzüm düştü, offf şu zumba bitse de gitsem kuzumun yanına, ne gereksiz bişi bu yaptığımız diye düşünerek külfete bağlıyorum olayı... O andan zevk de alamıyorum:(
Her zaman aynı şey oluyor, özellikle yalnızken Duru'yu uyutup duşa girdiğimde (en az 40 dakika uyuyacağını bildiğim halde) duş alırken onu ağlarken düşünüyorum. Adeta sesi kulağıma geliyor, ben duş alırken o kapının önünde böğürerek ağlıyormuş gibi sesler duyuyorum, çabuk çabuk hareketlerle bir çıkıyorum ki, Duru hala uyuyor... Benden başka anneler de bunu yaşıyor mu yoksa ben paronayak mı oluyorum? Söyleyin de ona göre önlem alayım:)

28 Mayıs 2015 Perşembe

Koca bir 100 gün :)



Bugün 100 günü geride bıraktı Duru... Zaman çok çabuk geçiyor, onu da Duru'nun gelişimine baktıkça anlıyorum. Ne ara yüzüstü yatarken kafasını kaldırıp etrafını seyre daldı, ne ara yatakta kendi kendine dönmeye başladı, ne ara poposunu kaydıra kaydıra salıncağından inmeyi başardı... Sanki o günler hiç gelmeyecekmiş gibiydi... Yatağına veya sandalyesine koyduğum gibi bulacaktım sanki uzuuun bir süre. Yanılmışım... Zaman geçiyor ve bebeğim büyüyor. İlk adımlarını, ilk sözcüklerini de anlatacağım günleri görelim inşallah...
Bu süre zarfında az uyudum ama gözaltı morluklarıma aldırış etmedim, yoruldum ama hiç üşenmedim, gaz yapar diye en sevdiğim yemeklerden vazgeçtim çünkü bebeğime acı çektirmekten korktum, ona bakmam için enerjik olmam gerek diye düşündüm ve canım istese de istemese de doğru beslendim...
'Hayatta yapamam kimse kusura bakmasın' dediği şeyleri bile yapıyor insan demek ki, onu gördüm... İnsan canı için, kanı için, kendinden olan için elinden geleni ardına koymuyor demek ki... Çok şükür Allah'a bize bugünleri nasip etti, kızımızı bize verdi... Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, huzurumuz, sevgimiz, varlığımız, birlikteliğimiz, yediğimiz, içtiğimiz herşey için sonsuz şükürler olsun... Nice 100 günlere, haftalara, aylara bebeğim... Hep birlikte...

29 Mart 2015 Pazar

Kırkımız nasıl çıktı?

Doğumdan sonra ilk 40 gün (6 hafta) çok önemli dediler. Haklıydılar ama bu 40 gün nasıl geçti bir de benden dinleyin. 

İlk iki gün hastanede yaşadığımız rahatlık eve gelince bir miktar azalıyor tabi. Orda herşeyi yapan doktorlar, hemşireler, senin yattığın yerden kalkmana bile müsade etmiyor. Yediğin önünde yemediğin arkanda… Eve çıktığın andan itibaren biraz daha yoğun, yorgun günler seni bekliyor. Öncelikle 2 gün önce karnında olan bebeğinin şimdi kucağında olması düşüncesi insanı hayrete düşürüyor. 'Sanki hiç çıkmayacakmış gibi düşünüyormuşum demek ki' diyorum. Bebeğime uzun uzun bakıp, tek tek tüm hatlarını incelemeye başlayınca, Allah’ın bu mucizesine inanmamak elde değil. ‘Ey güzel Allah’ım sana şükürler olsun’ demekten kendimi alamıyorum.
Emziren her kadında olduğu gibi bende de ‘Acaba sütüm geliyor mu? Geliyorsa yetiyor mu? Sütüm verimli mi?' sorularına cevap aramakla geçiyor ömrümüz, hala da öyle… Süt yapan yiyecekleri yemek kadar gaz yapmayan yiyecekleri seçmek de oldukça zor bir iş. Zira bu süreçte biz de gaz sancılarıyla uğraşmadık değil. Ihlamur-rezene çayı içirdik, çörek otu suyu içirdik, ayaklarının altına ve göbeğine çörek otu yağı sürdük, gaz ilacı zaten içiriyorduk (doktorumuz pek işe yaradığına inanmadığı halde). Yine de ilk hafta o ağladı, ben ağladım. İnsanın elinden bir şey gelmemesi ve ona teselli olamaması ne kadar acı bir duyguymuş, onu anladım. Sık sık emmeleri, emerken uyumaları, göğsümde uyutmalarım, kendim huzursuz uyusam da bundan hiç şikayetçi olmayışıma ben bile şaşırıyorum. 
Geceler gündüzler birbirine karıştı ama kızımız bugünlerde öyle güzel gülüyor ki, tüm yorgunlukları, uykusuz geceleri unutturuyor insana...
Kız kakasını yapınca sevinir olduk, işimiz gücümüz 'bugün kaka yaptı mı?’, 'Kaç kez yaptı?’... Bunların cevapları sütün yeterli olup olmaması adına önemli. 
Göbek düşene kadar pek alt değiştirmedim ama hep değiştirene (annem ve eşim) destek oldum. Şimdilerde kimseye ihtiyaç duymadan değiştirebiliyorum tabii ki. İlk banyosunu da göbek düştükten sonra yaptırdık. 
Hep endişelerimiz oldu, her hapşurduğunda 'üşüdü mü yoksa? düşüncesi kafamızda belirmedi değil. Bir de soğuk memlekette olsak ne yapacaktık bilemiyorum. 
Zaman bulamasam da sütümü sağmaya çalıştım ki dışarı çıktığımızda yedeğimiz olsun veya annem dolaptaki sütü versin de ben sabahları birkaç saat fazla uyuyayım… Ama bu süt sağma işi de gıcık bir şey.  Kız zaten saatlerce emiyor, biraz bekleyeyim de sütler dolsun, sonra yine sağayım, hoop kız yeniden emecek derken bir ara ben başka hiç bir şey yapamaz oldum. Aslında tavsiye edilen; emzirme sonrası  hemen sağıp göğüslerdeki süt kanallarını tamamen boşaltmak ama başlarda açıkcası onu pek uygulayamıyordum. Şimdilerde daha iyiyim sanki bu konuda...
Fazla kilolarım nedeni ile ne eski kıyafetlerime girebiliyorum ne de yenilerine. En bunalım dönemimdeyim yani. Bir yandan kilo vermek için az yiyeyim diyorum, bir yandan ‘sen emziriyorsun, yemen lazım’ söylemlerine maruz kalıyorum. 
Bu zorlu süreçte herkes kendi deneyimini aktarmak istiyordu ama bilmiyorlardı ki her çocuk kendine özel ve ne kadar planlı yaşamaya çalışsan da o plana uyamadığın bir çok zaman oluyor. ‘Biberona alıştırma memeyi unutur’, ‘emziğe alıştırma ilerde bıraktırması zor olur’, 'geceleri mutlaka kendi yatağında ve yan yatır', 'taşa basma sütün üşür', 'bu araba koltuğu bu bebeğe büyük mü geliyor ne? Çocuk içinde yamuluyor'... Emzirirken bebeğimi tutuş şeklime bile karıştılar da bir bildikleri vardır dedim, ses etmedim...
Hep bir çıkmazlardayım yani anlayacağınız. İlk 6 hafta bitti, şimdi sıradaki söylem ‘3 ay bitince sen de rahatlayacaksın, bebek de’… Sabırsızlıkla bekliyorum…. Şimdi bu yazıyı okuyanlar olarak hemen bir ‘maşallah' diyelim, nazar değmesin bebeğimize:)