12 Şubat 2016 Cuma

çelişkiler çelişkiler

Duru haftaya 1 yaşını dolduruyor, zaman nasıl geçiyor anlamıyorum. 

Gece Duru'yu evde bırakıp dışarı çıkma yüzdem şuan için sanırım 2/360 (ilkinde Duru 25 günlüktü, annem burdaydı, düğüne gitmiştik, diğerinde Duru 4 aylıktı, yine düğüne gitmiştim, İstanbul'daydık, Duru'ya yine annem bakmıştı-saat 21:30'da uyumayı reddettiği için annem eve çağırmıştı:)). 

Sabri hemen hemen her haftasonu (genellikle cumaları) çıkıyor da ben hep evde kızla başbaşayım... 
Bugün Sabri hazır kayınvalidemler burdayken 'kızı uyutup biraz çıkalım mı?' dedi, bana bir titreme geldi:) Bir yanım 'çık gez ya ne olacak?' derken bir yanım hep 'ya kız uyanır da beni ararsa?' diyor. Ararsa ne olur? Biraz ağlar sonra uyur yada belki ağlamaz hemen uyur belki de uyumaz, oturur, ne olmuş yani? Ölüm yok ya bunun sonunda... 


Gece gezmelerinin bir diğer kötü yanı da gece geç yatıp ertesi günün işkence haline gelmesi. Ama o da kayınvalidemlerin sayesinde hafifçe atlatılabilir. O yüzden şuan karar verdim, bu gece çıkıyoruz:)) amaan bir daha mı gelicez dünyaya?!? Duru da azcık müsaade etsin annesine canım aaaa... 

detayları bir sonraki yazıda anlatırım;) 

2 Şubat 2016 Salı

Her dönem başka bir sorun

Ada hayatının zorluklarını biz iki yetişkin olarak çok hissetmiyorduk ama şimdi Duru ile birlikte yavaş yavaş hisseder olduk. Her gün yeni endişelerle uyanıyorum... Duru için tabi ki elimizden gelenin en iyisini, en doğrusunu yapmaya çalışıyoruz. Doğru beslensin, doğru iletişim, doğru arkadaşlar, doğru oyuncaklar vs.. Ne var ki bunların hepsini adada gerçekleştirmemiz mümkün olmuyor. 
Örneğin şimdilerde en büyük problemim 1 yaşından sonra verilmesi gereken organik keçi sütü bulmak (Türkiye'deki doktorum bunu öneriyor). Keçi sütünü bulduk da organiği kaldı... Aman boşver keçiyi, inek sütü iyidir dediğimde de 'inek sütünün fazlası demir eksikliğine neden oluyor' demesinler mi? Al buyur kafalar karıştı... 
Bir yandan devam sütü denilen şey anne sütüne en yakın besleyicilikteymiş, o da burda yok...
Bütün bunlar kafamda uçuşurken Duru'nun bu sütleri sevip sevmeyeceği, içip içmeyeceği de meçhul. Zira kendisi henüz biberon bile almayı reddeden bir kişilik...
Oyuncaklar konusunda hemen hemen herşeyi burda bulabiliyoruz ama normalden üç kat daha fazla paraya.. O paraya da insan acıyor, gerçek fiyatının üçte bir olduğunu bilince veresi gelmiyor. Bu yüzdendir ki adada ikinci el çocuk eşyaları çok revaçta. Herkes elinde ne varsa uygun fiyattan satıyor. Genelde biz o şekilde alıyoruz Duru'ya da. Hem zaten çok az bir süre kullanılıyor hem de çocuk zaten ne bulsa (yoğurt kapları, su bidonları) oynayabiliyor... Fazla fazla paralar ödeyip 2 ay sonra sokağa fırlatmanın bir anlamı yok... Bu arada biz de işimiz bitenleri satıyoruz (oyun parkı, bebek araba koltuğu, banyo küveti gibi artık kullanmadıklarımızı), yoksa evlerde yer kalmıyor... 
Her dönemin bir başka zorluğu oluyor. Bazen şöyle bir olayın dışına çıkıp bakıyorum gözümde büyüttüğüm problemlere. Ya diyorum 1-2 ay sonra geçecek birşey, yada ne bileyim koca insan ömründe bu detay üzülmeye hiç değmez... Koyver gitsin diyorum:) böylece kendimi rahatlatmış oluyorum, deneyin bakın valla işe yarıyor:)

29 Ocak 2016 Cuma

Hiç durmayan çocuk

Allahım sorarım sana nedir bugün bu yaşadığım? 

Vücudumda bir halsizlik mi var yoksa çocuğum büyüyor da ben onun enerjisine artık ayak uyduramıyor muyum? Yada yalandan rejim yapıyorum diye sinirlerim mi laçkalaştı? 

Tövbeler olsun bir çocuk 1 (yazıyla : BİR) dakika şöyle bir sakin durmaz mı? Bugün ne doğru düzgün uyudu, ne düzgün yemek yedi, gittiğimiz yerde sandalyeden düştü, üzerine (dolayısıyla benim de üzerime) meyve püresini boşalttı, yerlerde süründü... Bunları yaparken benim sinir katsayım tavana fırladı tabi... İçime attıkça içim şişti... 

Benimki hala evde dört dönüyor (bu enerji nerden geliyor?), ben de gözünün  içine bakıyorum uyusun da bi yarım saat kafamı toparlayayım, şarj olayım, motivasyonumu arttırayım diye... Daha pişirmem gereken akşam yemeğinden bahsetmiyorum bile...

Kitaplara dönüşüm

Üç aydır kitap okumaya yeniden başladım. Malum Duru ile evde tek başımayken pek fırsatım olmuyordu. Şimdilerde kendime nasıl vakit ayırmam gerektiğini daha iyi planlayabildiğim için kitaplarıma da zaman ayırmaya çalışıyorum (önceliğim her zaman duş almak, tırnak kesmek, diş fırçalamak ha ha). Genellikle gece yatmadan önce ve Duru'nun gündüz uykuları sırasında (yemek yapmayacaksam, ütü yapmayı reddediyorsam, çamaşır yıkamasam da olursa vs) okuyorum. Kafamı dağıtmama çok yardımcı oluyor kitap okumak. Başka şeyler düşünmek, başka hayatlara şahit olmak iyi geliyor...



Yaklaşık 3 ay önce Canan Tan'ın Pembe ve Yusuf ile geri döndüm kitap okuma sahalarına. Canan Tan benim en sevdiğim yazarlardan biri. Hatta favori yazarlar listemde ilk sırada yer alıyor. Yine muhteşem yazmış, yine yapacağını yaptı ve ağlattı tabii ki... 


Hemen arkasından Azra Kohen'in üç kitaplık serisinin ilkine, Fİ'ye başladım. İki ayımı aldı okumak. Gereksiz uzun (600 sayfa), detaylarla fazla süslenmiş bir kitap... Hani sevmedim değil ama elimden düşürmedim de değil.... Seriyi okuyacağım için mecbur okudum:)
Bugün serinin ikinci kitabına, Çİ'ye başladım. İnşallah daha sürükleyici ve içi daha dolu bir kitaptır. 319 sayfa olduğu için motivasyonum yüksek:)


Şimdilik bu kadar olsun, ikinci kitap bitince yorumlarımı paylaşacağım. 

28 Ocak 2016 Perşembe

Sarmaşık kazalar

Yüzümde tırnak izi, saçlarım yolunmuş, dudağıma kafa atılmış, yanağım ısırılmaya çalışılmış olabilir. Bunlar hep anneliğin getirdikleri işte... Ya da dipdibe takılan bir anne-kız hikayesi de denilebilir:) oyun oynarken kafa atma, sarmaşırken tırnaklama, tokamı alma bahanesiyle yolunan saçlar... bunlar olası şeyler. Olmasaydı iyi olurda tabi, gönül isterdi ama ne diyeceksin el kadar çocuğa? Gözlerindeki o muzur ifadeyi görüp de bişey diyebiliyor mu insan? 

Tırnakladı mı? Sarıl gitsin
Kafa mı attı? Öp geçsin
Saçını mı yoldu? Kucakla bitsin

Felsefem bu... 

Allah beterinden saklasın tabi ama sarmaşmak güzel şey. E bir iki kaza da olur o kadar. Nazar nazar...

Bir devir kapanıyor

Evet arkadaşlar yirmili yaşlarımın son üç ayına girmiş bulunuyoruz. Bu düşünce bende hafif bi titremeye neden olmuyor değil. Şimdi daha iyi anlıyorum 5 yıl boyunca 39'da, 49'da yerinde sayanları:) neyse ben bu sene yerimde saymayayım da, sonraki yıllarda bakarız, söz vermiyorum:) 

29 benim hayatımda hep gülümseyerek hatırlayacağım bir yaş oldu. Bana can oldu, kan oldu... Önce 22 kilo verdi, sonra da minnoş bir bebek.. Önce hamilelik deneyimi yaşattı sonra anne yaptı beni bu yaşım. Hem yordu, hem savaşacak cesareti verdi.. Güldürdü, eğlendirdi, ağlattı, sızlattı... 'Artık yaşanacak ilk kalmadı' derken bambaşka bir sürü ilk yaşattı... İlk bakış, ilk kucaklaşma, ilk gülüş, ilk sözcük, ilk adım... 
Hep güzelliklerle hatırlayacağım bu yaşımı, en iyi, en verimli senelerimden biri olarak tarihime geçecek. Belki aynı duyguları, tecrübeleri yaşatacak başka bir yaş daha olacak ama hiç biri ilkinin verdiği tadı vermeyecek, eminim. İyi ki geldin, benim oldun, bebeğim oldun... Bu yaşımın anlamı, huzuru... Hep birlikte nice güzel, anlamlı kutlamalara... Seni çok seviyorum! 

Uykusuzluk başa vurursa

Arkadaşlar ben çığrımdan çıktım:) evde kök söktürüyorum. Özellikle Duru'yu uyuttuktan sonra televizyon mu açılacak, 'sesini kıs, aman bir anda bağırmasın' diye bin kere mi tembihlenir bir koca? Komik bişey izliyoruz mesela, kocasının kahkahasından rahatsız olur mu bir kadın? Ama çocuk uyanacaaak?!? Kocan sesli mi hapşuruyor, eyvah, bu sefer kesin uyandı. Uyanmasa bile kameradan gözlerimi ayırmıyorum... Çok mu hareket ediyor, uyanacak mı, ters mi yatıyor diye diye huzurla geçireceğimiz 1-2 saati de rezil ediyorum. 

Saat 22:30 sularında uykum gelse de gelmese de yatıyorum, çünkü biliyorum ki Duru gece uyanacak ve tekrar uykuya dalmak için beni isteyecek. Ve bu gece boyunca 2-3 kez tekrarlanacak. Huzursuz bir şekilde odama giriyorum. O yüzden odama girer girmez Duru uyanıyor, adeta hissediyor huzursuzlandığımı... Uykuyu seven bir yapım var huyum kurusun:) gece uykum bölündüğü için sabah keyifsiz kalkıyorum. O yüzden her sabah 'bu akşam daha erken yatayım' fantazim devam ediyor. Olur da kırk yılda bir gece uyanmazsa ben zaten 6-7 kez uyanıp kameradan bakıyorum, 'uyanmadı değil mi?' diye onaylıyorum uyanmadığını:) her türlü uykusuz kalmayı başarabilen bir yapım var çok şükür. Sonra da neden sabah kalkmak işkence gibi geliyor?!? Allah ıslah etsin ne diyeyim...