13 Eylül 2013 Cuma

Ezik miyim lan ben?

Bildiğiniz üzere yaklaşık 45 gündür Bahama Adalarından birinde hayat mücadelesindeyim. Mücadele diyince lütfen hemen olumsuz olarak algılamayın. Arkadaşlarım ne kadar yazdıklarımı okudukça özeniyor, buralara gelmek istiyorsa aile büyüklerim de bir o kadar burada hep yoklukta, zorlukta yaşadığımı düşünüyor. Yahu anlattıklarım olumsuz etki bırakıyorsa hiç anlatmayayım, eğleniyoruz şunun şurasındaJ Burada onla, bunla, kendimle dalga geçmeden zaman geçmiyor… Ben de öyle yapıyorum… Şimdi de size birkaç gözlemimi aktarmak istiyorum.

Yürüyüş yolum
Burada trafik soldan akıyor belki bileniniz vardır. İlk geldiğimde arada gözlerimi kapatıyordum her an birileri gelip bize çarpacak diye, zamanla alıştım tabi. Yanlışlık olmasın arabayı kullanırken gözümü kapatmıyorum, o kadar da saf değilizJ Zaten arabayı çoğunlukla Sabri kullanıyor, ben yalvar yakar cumartesi geceleri saat 00:00’den sonra kullanabiliyorum, malum trafik yok diye, yoksa kıymetli arabasını vermiyorJ -şaka şaka şirket arabası diye zorluyor ama onun alkollü veya halsiz olduğu zamanlarda kaçırıyorum anahtarlarıJ- Geçen sabah yürüyüşe çıktım, kendimi gerçek anlamda deli gibi hissettim. Trafiğin soldan akmasına alıştım alışmasına da, yaya olarak baya zor oluyor. Burada kaldırım da yok, anayolda yürüyüş yapıyoruz, bisiklete biniyoruz. Hal böyle olunca arabalardan daha çok dikkat etmen gerekiyor etrafına. Yürürken kendimi önce sola, sonra sağa (ki tam tersi olması gerekiyor), sonra tekrar sola, tekrar sağa ve son bir kez daha sola ve sağa bakarken buluyorum. Her karşıdan karşıya geçişte bunu yapıyor, kendimi garantiye almadan adımımı atmıyorum… Dışarıdan görenler bana deli muamelesi yapmaya başlayacak yakında… Zaten blog yazıyorum, onu da fotoğraflayayım, bunu da yazarım du şunu da not alayım, onun eli-kolu, bunun kıçı-başı derken elalem tarafından “ezik kız” olarak algılanmaya başladım… İnsanları fotoğraflamak baya zor oluyor haliyle. Sokakta biri beni durdurup “seni fotoğraflayabilir miyim?” dese ben de bi bakarım şöyle hönk diye… O sebeple bin bir yalan uydurmak zorunda kalıyorum, vay efendim bizim ülkemizde yüksek topuklu ayakkabı yok, bizim ülkemizde oje yok, alla sen oje de neymiş, ilk kez görüyorum iki gözüm önüme aksın, hatta bazı insanlarda tırnak bile yok, o derece. Vay efendim bizim oralarda sizin gibi güzel kız yok, hiç kız yok hatta sırf erkek bizim ülkede, hadi be hacı be… Sabri de karizmayı çizdirmemek için hiç yanaşmıyor, “git çek”, “git konuş” diyor… Kendi kendime mücadele ediyorum bu konuda, e tabi ezilen de ben oluyorum haliyle, sanki “bizim ülkemizde … yok” diyince Sabri’nin ülkesi olmuyor, aynı ülkeden geliyoruz, huuu, naaberJ
 

Evimizden hiç bahsetmedim size, uzun uzun anlatmayayım şimdi ama önümüzde güzel bir bahçe, hemen arkasında sitenin havuzu ve onun da arkasında okyanusa açılan bir kanal var. Manzaramız yıkılıyo söylemesi ayıp. Tek derdim alt kattaki komşunun bahçe işlerini çok sevmesi, bizzat kendisinin ilgilenmesi, cumartesi sabahı saat 07:30’da çimleri biçmeye başlaması ve balkonunun hemen önüne diktiği ağaçlar, çiçekler… e o kadar yeşillik olunca haliyle sinek böcek de oluyor, onlar da bizim balkonda, buyurun buradan yakın… Geçen gün şunu fark ettik, özellikle klimayı açınca evin içi sinek doluyor ve sinsi sinsi yiyorlar bizi. Sabriyle bacaklarımız yaramaz çocuk bacağı gibi oldu sinek ısırığından. Hatta dün “acaba yeniden suçiçeği oldum da ben bi anlamıyorum” dedim kendi kendime, o kadar vahim yani durumJ bir tane makine varmış, pervane gibi bir şey, onu çalıştırınca işte onun etrafına sinek gelmiyormuş, rahat ettiriyormuş bilmem ne… O kadar para bayıldık, aldık, resmen gözlerimizle gördük, masadaki aletin üzerine kondu sinek, bu kadar yüzsüzlük olmaz. O aletin de bir işe yaramadığını anladık, şimdi dolapta duruyor, cezalı…

9 Eylül 2013 Pazartesi

Adalı kızların aksesuar sevdası

Daha önce korkularımdan bahsetmiştim sanırım… Her şey iyi hoş da yarın öbür gün ben de Bahama modasına uymaya karar verirsem ve tırnaklarımı onlar gibi yapmak istersem? İşte bütün mesele bu…


Bu kızların ya işleri güçleri yok, harcayacak vakitleri çok, ya da evde hiç iş yapmıyorlar diye düşünüyorum. Bu tırnaklar nasıl kırılmaz? Evde hadi bulaşığı, toz almayı geçtim, bu tırnaklarla nasıl yatak çarşafını yatağın altına doğru sıkıştırabilir meselaJ aklıma hep bu geliyor…

Bir diğer konu da saçlar… Saçlar onlar için bir aksesuar aslında. Genleri itibariyle saçları çok kıvırcık ve şekil almaz olduğu için bol bol peruk dükkanı görmeniz mümkün. Bu insancıkların saçları genelde ya sımsıkı topuz (ki o topuzlar peruk oluyor), ya da düz fönlü. Başka türlü düzene girmiyor bunların saçları. Orjinalinde sıkıntı var tabi, ne yapsalar bir tuhaf oluyor. Peruk satan mağazalar var bir sürü, gerçekten bir ihtiyaç onlar için. Sımsıkı toplayıp, spreyleyip, peruk topuzu oturtuyorlar kafalarına genelde. Bizim düğünlerde yaptırdığımız gibi sımsıkı topuzlar burada günlük saç haline gelmiş. Ben Türkiye’de yaptığımda çok beğenilirdi, burada yüzüme bakmıyorlar yeminle… O yüzden saçlarımı hep açmak istiyorum – ne kadar uzun ve dalgalarının Allah tarafından ne kadar harikulade yaratıldığını görsünler diye ama sıcak hava pek elvermiyor… Ordan da kaybediyorumJ

Gençler ördürüyor işte, o güzel oluyor (Ördüren erkekler de var bu arada)… Ama masraflı bir şey midir, zahmetli midir, temiz midir hiç bilmiyorum…

Dediklerine göre bazı kadınlar kafayı direk kazıtıp perukla takılıyorlarmış Bülent Ersoy misali. Her gün başka model, başka renk… Markette görüyorum ben de, kadın evden gelmiş, kafada bir bandana, arkadan kel kafa görünüyor, peruğu takmaya üşenmiş heraldeJ

Kızlar gerçek anlamda saç, makyaj, oje konusuna çok dikkat ediyorlar. Onların ikon olma anlayışları bunlardan ibaret.


Yarın öbür gün ben de saçlar rastalı, tırnaklar 5 cm uzunluğunda dönersem yüzüme vurmayın, garipsemeyin, “alışmış”, “benimsemiş” diyin olur mu? Arkamdan dedikodumu yapmayın, gerçekleri benim görmemi sağlayın yeterJ
 
 




2 Eylül 2013 Pazartesi

Adada Bir Cumartesi Akşamı Klasiği

"Cumartesi akşamları ne yapılır?" sorusunun cevabı değil belki ama biz 1 aydır ne yapıyoruz onu anlatayım:)
Cumartesi akşamı evde yemeğimizi yedikten sonra saat 22:00 gibi şık şıkıdım giyinip evden çıkıp daha önce de bahsettiğim Marketplace’e gidiyoruz. Orada Rum Runners’da bir şeyler içip arkadaşlarımızla muhabbet ediyoruz ve onu bunu kesiyoruz:) Burası bizim Kuşadası Nazilli Sitesi – Kardelen kıvamında bir yer, kimileri oturuyor, kimileri ayakta takılıyor –ki ayakta olanın karizması hep daha fazladır-, bir midyecisi eksik önünde:)
Rum Runners


Yaklaşık 2 saat orada gözlem ve beraberinde dedikodu yapıp (kimsenin bizim dilimizi bilmemesi gerçekten işe yarıyor, sadece mimiklerine ve kaşına gözüne hâkim olman yetiyorJ) yine Marketplace’te bulunan, ada’nın yegâne diskosu, 18’lik çıtırların takıldığı Neptunes’e gidiyoruz. Karma bir gruptan bahsedebiliriz aslında burada. Ergenliklerini henüz bitirip gelenler de var, yaşı bizler gibi büyük olan turistler de… Ben kendimi ikisinin ortasında bir yerde buluyorum gerçi ama neyse, bu bahsi şimdilik kapayalım :)

Neptunes sahnesi


Neptunes barı


Neptunes’e genel bakış şöyle: Girişler 10$ (1 içki dâhil ki içkiler zaten pahalı değil. ör: Votka 7 $, Bailey’s 6 $, kusana kadar devam:)), ortadaki sahneye elinde içki ve sigara ile çıkamıyorsun, her köşede duran iri yarı güvenlik abiler gelip seni uyarıyor (ki bazen o kadar kalabalık oluyor ki, elin boş da olsa çıkamayabiliyorsun:)), tuvalet 2 kat yukarıda -merdivende bırakmak serbest - ve mekânda yanımda gördüğünüz tarzda arkadaşlar çalışıyor.

Çoğu zaman Neptunes kalabalık oluyor ve gençler hep kliplerdeki gibi ilginç danslar sergiliyor. Biz de işte bir yandan onlara ayak uydurmaya çalışırken bir yandan da “anaları babaları yok mu bunların yahu” diye yaşlı çiftler gibi esefle kınıyoruz gençliği:) ya biz büyüyoruz ya da gerçekten bazen gençliğin dejenere olmaya başladığından şüpheleniyorum...


DJ aslında güzel şarkılar çalıyor, arkadaşlar DJ için “bahşiş ile istek parça çalıyor” dediler, geçen gün gittim, hiç Türk şarkıcı tanımadığını dolayısıyla çalamayacağını söyledi. Sanki “Ankara’nın Bağları”nı istedim anasını satıyım, bu kadar da olmaz, yahu sen bir DJ’sin, insan biraz geliştirir kendini, ne bileyim vay efendim dünya starı Tarkan, vay efendim Eurovision birincimiz Sertab Erener’i bil bari, yok anam yook… orada #careyilmazmorgul diye bağırasım geliyor…
 

 

27 Ağustos 2013 Salı

ARABALAR


Adaya ilk ayak bastığımda Freeport Havaalanında bavulumu beklerken “acaba beni neler bekliyor?” diye düşünüyordum. İnternetten yapmış olduğum araştırmalar ve kocamın bana göndermiş olduğu fotoğraflar doğrultusunda cennet gibi bir yer olmalıydı bu Grand Bahama. Bavullarımı aldım (4 adet), polis her birini açtırdı, elledi, karıştırdı, sordu, soruşturdu. Neyse hiçbir sorun yaşamadan dışarı çıktım ve 3 aydır görmediğim kocama kavuşmuşluğun verdiği heyecanla boynuna atladım.
İlk hayal kırıklığım dışarı çıkıp da arabamızı gördüğümde oldu aslında. İş yeri kendisine araç tahsis etmişti ama bu bi yan hak, bi motivasyon unsuru mu bilmiyorum. Tam tersine insanı sinir eden bir yapısı varJ Her ne kadar o mutlu olsa da ben çok şaşırdım doğrusu. İlk gördüğümde çok da çaktırmamaya çalışıyorum sonuçta kocam Bahama’da iş bulmuş, ötesi var mı diyorum ama içim içimi yiyor. Hava sıcak klima çalışmıyor, pencereler desen el ile çevirerek açılıyor eskiden olduğu gibi, otomatik değil. Canım onlar 20 sene önceydi demek istiyorum ama dilim damağım kurumuş o sırada, farkında değilim, sesim çıkmıyor J
 
Yola çıktığımızda anladım ki aslında iş yeri çok da fena bir araba vermemiş bizimkine. Arabalar o kadar eski, bakımsız ve hurda ki… İşin ilginç yanı adamlar alışmış bu duruma. Boyası kalkmış arabanın, giderken rüzgârdan parçaları dökülüyor, onun umuru değilJ
Eve geliyoruz ve Sabri “kapını kilitle” diyor, bir bakıyorum arabadan çıkmadan elle kilitleniyor, yine bir 20 sene öncesine gidiyorum… “ahh ahh” diyorum “babamın 1994 model Fairway’i olacaktı şimdi” diyorumJ
 
Ama şunu fark ettim, bir şehirde, mekanda, adada.. her neyse, yeni arabaların olması daha zengin ve şaşalı gösteriyor orayı… Sonuçta biz bugüne bugün gece kulüplerinin kalitesini önündeki arabaların pahalılığı ile ölçen bir milletiz. Şimdi burada da öyle olsa, ışıklarda yan yana durduğun arabaya bir baksan, kendi arabanla gurur duysan, insanın bir kendine güveni gelmez miydi? Pehh… Hava bile atamıyorsun yollarda. Hadi beni geçtim, bu zavallı genç çocuklar ne ile hava atacak kız arkadaşlarına? Yazık yau, açın gençlerin önünü biraz…
 
 
 

 

21 Ağustos 2013 Çarşamba

BAHAMALI KIZLAR

Adaya gelmeden önce yerlilerin %70’inin siyahi olduğunu öğrendiğimde Allah biliyor ya, hiçbir kıskançlık belirtisi göstermedim. Nedense benim aklımda siyahi kızlar hep şişman, tövbeler olsun böyle çirkin olur diye bir düşünce vardı. Geldiğimde düşüncemin biraz olsun doğru olduğunu tespit ettim aslında. Allah günah yazmasın ama yaşlar arttıkça bu siyahi kızlar çirkinleşiyor. O sebeple ilk günler güzel geçiyordu, ta ki gece Marketplace’e gidene kadar…

Marketplace denilen yer her türden restoran ve barların bulunduğu, ortasında minik bir sahne bulunan ve bu sahnede de belli bir saate kadar eğlencelerin olduğu bir yer. Ufak tefek mağazalar da var tabi, o sebeple burası adanın kalbi sayılabilir. Gözünüzde canlanması açısından; vay efendim bir Pendik Marina vay efendim bir Çeşme Marina’daki mağazaların ve restoranların daha küçük ve sıkış tepiş olduğunu düşünün, heh oralar gibi işteJ Özellikle cumartesi geceleri herkes burada diyebiliriz… Buradaki mekanları ve ortamı ayrıca anlatacağım ama şimdi kızlara dönelim…
Gencecik körpecik kızlar 15cm topuklu ayakkabı ile desteklenmiş uzun bacakları, çıkık popoları, değişik saç stilleri ve kıyafetleri ile tüm gözleri üzerlerine çekebiliyorlar. Bırakın beyleri, ben bile gözümü alamıyorumJ e tabi her yaşın ayrı güzelliği vardır, biz de o yaşlardan geçtik, gençler kendilerini beğendirmeye çalışıyor, aynı yerden 7200 kere geçmekten sıkılmıyor. Bir de burada Türkiye’nin tersine (!) kızlı erkekli sokaklarda dolaşıyorlar. O sebeple özellikle kızlar bakım, seksilik, güzellik için ellerinde ne var ne yoksa çıkarıyorlar…
Bu tezimi aşağıda birkaç resim ile desteklemek isterim.
 
Hal böyle olunca ben kendimi hem yaşlanmış hem de fiziksel olarak minnoş hissediyorum –Hırs yaptırtmayın, 25cm topuklularımı giydirmeyin banaJ
Her şey güzel hoş ama buradaki kadınların tırnaklarına hiç özenmiyorum. Çok korkuyorum yavaş yavaş buranın modasına uymaya çalışır da o tırnaklar gibi tırnaklarım olursa diye… Tırnak konusuna daha sonra değineceğim. Şimdi konumuza dönelim, ne diyorduk, hah kızlar…
Bir de bunların erkek boyutu var tabi. Erkekler de bunun tam tersine, o gelişmemiş vücutlarına kliplerde gördüğümüz gibi düşük bel pantolonlar, üzerine saçma bir t-shirt giyerek takılıyorlar. Gevşek gevşek gülüşleri var bir de koca ağızları ile… Kızlar böyle uzaktan uzaktan bakıp o erkeklere gülümsemiyor mu? Allah’ım sen bu güzelliği verdin de neden bir zevk vermedin bu kıza demekten kendimi alamıyorum. İnsan biraz seçici olur ya… Kızlara gidip silkelenin ve kendinize gelin demek istiyorum… “Aptallık etme sen Bihter Ziyagil’sin!” derler bizim ülkede bilir misinJ yok ki bir Aşk-ı Memnu dizisi burada.. Her yer polisiye her yer Arka Sokaklar… Büyüyünce anlarlar belki diyorum, o zaman da kızlar şişmanlıyor, dengeyi bulamıyoruz…

14 Ağustos 2013 Çarşamba

Plajlar - Grand Bahama

Büyük Bahama Adası’na (Grand Bahama Island) yerleşip biraz gözlem yaptıktan sonra yazmaya başlayayım dedim. Yaklaşık 20 gündür bu adadayım. Yavaş yavaş alışmaya çalışıyorum. %70’inin siyahi olduğu bu memlekette yaşam çok da zor değil. Aslında Türkiye’deki yazlık şehirleri anımsatıyor bana. Bir nevi Kuşadası, Marmaris, Datça... Bodrum, Çeşme diyemiyorum çünkü oralar artık bir fenomenJ O kadar eğlence hayatı ve kalabalık bir nüfus yok ne yazık ki burada.
Güzel plajlarıyla ön plana çıkan bu ada tabiî ki her an çok sıcak. Her şeyden önce buna dayanabilmek gerekiyor daha önce de bahsettiğim gibi.


Plajlar dediğim gibi çok güzel. İnsanlar dalıyor, balık tutuyor, okyanusa giriyor ve güneşleniyor. Okyanus 6 saatte 1 yükseliyor ve alçalıyor. Plaja giderken ona da bakmak gerekebiliyor. Zaten okyanus genel olarak çok sığ, bir de üstüne çok alçak olduğu saatlerde okyanus, derin, içinde yüzülebilen, rahat hareket edilebilen bir su kütlesi olmaktansa, içinde oturulan, dizlerin üzerinde sadece durduğun bir su birikintisi halini alıyor J (yanda suyun çekilmiş resmini görebilirsiniz). O hali de başka güzel tabi ama insan bazen de şöyle bir açılayım, yüzeyim istiyor. O zaman işte suyun yükselmesini beklemelisiniz. O zaman tam kıvamında oluyor. Ne çok derin, ne çok alçak… Bu arada su ne soğuk ne sıcak, tam şeker gibi… O sebeple saatlerce suyun içinde durabilirsiniz…

Buradaki plajların bizim yazlık illerden farkı; bizim oralarda her yıl bazı plajlar olur, beach club gibi, herkes oraya gider, popüler mekanlar işte… Burada öyle bir anlayış yok. Popüler mekan yok, herkes farklı yerlere gidiyor, zaten nüfus az, dolayısıyla gidilen plajlar da boş (yanda gördüğünüz üzere). Daha güzel mekanlar yapsalar plajlarda, cafeler vs… müzik olsa, çokça şezlong şemsiye olsa, daha kalabalık olsa, daha eğlenceli olur bence. 1-2 insan keser dedikodusunu yapardık, fena mı olurdu J yan şezlongdaki abinin renkli içeceğinin ne olduğunu sorardık garsona, dilimiz döndüğünce aynısında sipariş verirdik, müzik olsaydı, yalandan dans ediyor gibi yapıp kendimizi gösterirdik ele güne J Ama öyle değil işte… Bu hali ile hayatta kalabilme mücadelesi vermek, kendini gerçekleştirmek zor J neyse bir yolunu bulacağız, du bakalım…

 

 

Bahama Adaları

Bahamalar (İspanyolca’da bajamar “Sığ Deniz”), tam adı Bahama Milletler Topluluğu, Batı Hint Adalarının kuzey-kuzeydoğu sınırını oluşturan takımadalar ve ülke. ABD’nin Florida eyaletinin güneydoğu kıyısı açıklarında Küba ve Hispaniola'nın (Haiti ve Dominik Cumhuriyeti) kuzeyinde yer alıyor, 700 kadar ada ile sayıları 2400’e ulaşan çıplak kaya oluşumunu kapsıyor. Bahamalar'ın toplam yüz ölçümü 13939 km², nüfusu ise 261.000'dir (1991). Başkenti en önemli ada olan New Providence’deki Nassau. Diğer önemli adaları ise Andros, Büyük Bahama ve Eleuthera'dır. Henüz diğer adalarını keşfetme şansım olmadı ama olduğu zaman yazacağım mutlaka…

İKLİM

Bahamalarda ortalama sıcaklık kış aylarında 21 derece, yaz aylarında 27 derece. O yüzden buraya alışmak için öncelikle sıcaklarına alışmak gerekiyor. Bizim memleketimizde biz 40 dereceleri de görmüştük ama burada çok nem olduğu için hissedilen sıcaklık burada epey fazla.
DOĞAL YAPI

Bahamalar güney ve batısındaki karalardan derin kanallara ayrılan bir denizaltı yükseltisinin su üstüne çıkmış uzantılarından oluşuyor. Çoğu, dar ve uzun olan adaların Atlas Okyanusu’na bakan kuzeydoğu yamaçlarında kıyıya vuran dalgaların ve alize rüzgârlarının taşıdığı kumlardan oluşmuş tepecikler uzanıyor.
 
Biz de bu kum tepeciklerinden bir tanesinde yaşıyoruz işteJ