28 Mayıs 2015 Perşembe

Koca bir 100 gün :)



Bugün 100 günü geride bıraktı Duru... Zaman çok çabuk geçiyor, onu da Duru'nun gelişimine baktıkça anlıyorum. Ne ara yüzüstü yatarken kafasını kaldırıp etrafını seyre daldı, ne ara yatakta kendi kendine dönmeye başladı, ne ara poposunu kaydıra kaydıra salıncağından inmeyi başardı... Sanki o günler hiç gelmeyecekmiş gibiydi... Yatağına veya sandalyesine koyduğum gibi bulacaktım sanki uzuuun bir süre. Yanılmışım... Zaman geçiyor ve bebeğim büyüyor. İlk adımlarını, ilk sözcüklerini de anlatacağım günleri görelim inşallah...
Bu süre zarfında az uyudum ama gözaltı morluklarıma aldırış etmedim, yoruldum ama hiç üşenmedim, gaz yapar diye en sevdiğim yemeklerden vazgeçtim çünkü bebeğime acı çektirmekten korktum, ona bakmam için enerjik olmam gerek diye düşündüm ve canım istese de istemese de doğru beslendim...
'Hayatta yapamam kimse kusura bakmasın' dediği şeyleri bile yapıyor insan demek ki, onu gördüm... İnsan canı için, kanı için, kendinden olan için elinden geleni ardına koymuyor demek ki... Çok şükür Allah'a bize bugünleri nasip etti, kızımızı bize verdi... Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, huzurumuz, sevgimiz, varlığımız, birlikteliğimiz, yediğimiz, içtiğimiz herşey için sonsuz şükürler olsun... Nice 100 günlere, haftalara, aylara bebeğim... Hep birlikte...

17 Mayıs 2015 Pazar

geride kalan ilk üç ay...

İlk üç ayı bitirmenin vermiş olduğu rahatlıkla tekrar karşınızdayız. İlk 40 günün ne kadar zorlu geçtiğinden bahsetmiştim hatırlarsanız. Ondan sonraki 50 günde, 'ohh çok rahat geçti, yan geldim yattım' diyeceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz:) problemler boyut değiştirerek karşımızdaydı bu sefer... Bu dönemde de gözyaşlarım beni yalnız bırakmadılar sağolsunlar.. 

Öncelikle Duru 65 günlükken annem Türkiye'ye dönünce bir posta yalnızlıktan ağladım, bebeğim bağırsak sancılarıyla ağladı, ben de onunla ağladım, bebeğim 3-5 günün ardından kaka yapınca bu sefer de sevinçten ağladım... Bu ara baya bi ağladım yani anlayacağınız. Sanırım halen hormonların etkisindeyim. Neyse ki, şimdi hepimiz alıştık birbirimize. Bu arada  yavruma ızdırap çektiren (dolayısıyla bize de) sancılar ne ola ki dedim, araştırdım.. Özellikle 8. haftalarda başlayan infantil kolik denilen şey çıktı karşıma. Bağırsak kasılması.. Nedensiz çığlık çığlığa ağlamalar ve anne-babayı nasıl çaresiz bırakırım düşüncesi:) başarılı da oldu. Acaba bir yeri mi acıyor? Uykusu mu var? Dişi mi çıkacak? Bezi mi sıktı? diyerek çaresiz kaldık... Üç ay sonunda biter dediler; hakikaten bugünlerde epey azaldı... Bir dert bitiyor ama yerine yenisini mutlaka bırakıyor. Şimdilerde yeni problemimiz (bu Duru'nun değil bizim problemimiz aslında) 'uykuya dalma'. "Senin çocuğun nasıl uykuya dalıyor?" diye kime sorsam aldığım cevap hep aynı "memede". Benim ki dalmıyor... Kucakta gezdir Allah gezdir. İşte o zaman hamile kalmadan önce neden şu ağırlıkları indirip kaldırmadım diye söyleniyorum kendi kendime. Kollar ağrıyor, bel kopuyor. Bu dönemde gece uykularında bizim yatağımızdan kendi yatağına transfer etmeyi başardık, uykuya dalma işini de başaracağız inşallah...

Annem gittikten sonra elim kolum ayağim kopmus gibi olmadım değil. Kızı uyuttuktan sonra aklıma binbir türlü aktivite geliyor, bu kısıtlı zamanda hangi birini yapsam diye planlar yapıyorum. Aktivite dediğim de ütü, çamaşır, bulaşık falan hee yanlış olmasın:) bi de arada unutmazsam yemek yemem lazım tabi... Dişimi fırçalamadığım günler oldu, hala da oluyor ama annemin gittiği gün iyi planlama yapamadığım için tuvalete bile gidemediğimi söylesem bi tarafınızla gülersiniz herhalde bana:)) ben sonradan güldüm de... 

E tabi hep böyle karamsar, olumsuz geçmiyor günler. Gülüşlerini aklıma kazıyorum bebeğimin, bol bol fotoğrafını çekiyorum, kokusunu hergün içime hapsediyorum, oyunlar oynuyoruz, ayaklarımızı havuza ve kuma sokuyoruz, kitap okuyorum, hikayeler anlatıyorum... Onun gülen gözlerini görünce dünyalar benim oluyor...

Onu bunu bırakın da, tek başına bebek büyütmek zorlu bir işmiş, onu gördüm. 45 saniyede nasıl yemek yenir onu öğrendim, yemeğimi sıcak sıcak yiyebiliyorsam, Sabri ile aynı anda oturabiliyorsak sofraya şükrettim... Akşam olsun da Sabri gelsin diye gözüm hep saatteydi, haftasonları dünyalar benim oluyordu.. Çalıştığım dönemlerde bile bu kadar iple çekmemiştim haftasonlarını.. Sabri'nin olması, onun desteği, yardımı benim için çok önemli.. Sağolsun o da çok ilgileniyor, bi yandan büyütürken bi yandan da büyüyoruz işte... Allah sağlık verdikçe, doğan büyüyor gerçekten, zaman hızla akıyor...

29 Mart 2015 Pazar

Kırkımız nasıl çıktı?

Doğumdan sonra ilk 40 gün (6 hafta) çok önemli dediler. Haklıydılar ama bu 40 gün nasıl geçti bir de benden dinleyin. 

İlk iki gün hastanede yaşadığımız rahatlık eve gelince bir miktar azalıyor tabi. Orda herşeyi yapan doktorlar, hemşireler, senin yattığın yerden kalkmana bile müsade etmiyor. Yediğin önünde yemediğin arkanda… Eve çıktığın andan itibaren biraz daha yoğun, yorgun günler seni bekliyor. Öncelikle 2 gün önce karnında olan bebeğinin şimdi kucağında olması düşüncesi insanı hayrete düşürüyor. 'Sanki hiç çıkmayacakmış gibi düşünüyormuşum demek ki' diyorum. Bebeğime uzun uzun bakıp, tek tek tüm hatlarını incelemeye başlayınca, Allah’ın bu mucizesine inanmamak elde değil. ‘Ey güzel Allah’ım sana şükürler olsun’ demekten kendimi alamıyorum.
Emziren her kadında olduğu gibi bende de ‘Acaba sütüm geliyor mu? Geliyorsa yetiyor mu? Sütüm verimli mi?' sorularına cevap aramakla geçiyor ömrümüz, hala da öyle… Süt yapan yiyecekleri yemek kadar gaz yapmayan yiyecekleri seçmek de oldukça zor bir iş. Zira bu süreçte biz de gaz sancılarıyla uğraşmadık değil. Ihlamur-rezene çayı içirdik, çörek otu suyu içirdik, ayaklarının altına ve göbeğine çörek otu yağı sürdük, gaz ilacı zaten içiriyorduk (doktorumuz pek işe yaradığına inanmadığı halde). Yine de ilk hafta o ağladı, ben ağladım. İnsanın elinden bir şey gelmemesi ve ona teselli olamaması ne kadar acı bir duyguymuş, onu anladım. Sık sık emmeleri, emerken uyumaları, göğsümde uyutmalarım, kendim huzursuz uyusam da bundan hiç şikayetçi olmayışıma ben bile şaşırıyorum. 
Geceler gündüzler birbirine karıştı ama kızımız bugünlerde öyle güzel gülüyor ki, tüm yorgunlukları, uykusuz geceleri unutturuyor insana...
Kız kakasını yapınca sevinir olduk, işimiz gücümüz 'bugün kaka yaptı mı?’, 'Kaç kez yaptı?’... Bunların cevapları sütün yeterli olup olmaması adına önemli. 
Göbek düşene kadar pek alt değiştirmedim ama hep değiştirene (annem ve eşim) destek oldum. Şimdilerde kimseye ihtiyaç duymadan değiştirebiliyorum tabii ki. İlk banyosunu da göbek düştükten sonra yaptırdık. 
Hep endişelerimiz oldu, her hapşurduğunda 'üşüdü mü yoksa? düşüncesi kafamızda belirmedi değil. Bir de soğuk memlekette olsak ne yapacaktık bilemiyorum. 
Zaman bulamasam da sütümü sağmaya çalıştım ki dışarı çıktığımızda yedeğimiz olsun veya annem dolaptaki sütü versin de ben sabahları birkaç saat fazla uyuyayım… Ama bu süt sağma işi de gıcık bir şey.  Kız zaten saatlerce emiyor, biraz bekleyeyim de sütler dolsun, sonra yine sağayım, hoop kız yeniden emecek derken bir ara ben başka hiç bir şey yapamaz oldum. Aslında tavsiye edilen; emzirme sonrası  hemen sağıp göğüslerdeki süt kanallarını tamamen boşaltmak ama başlarda açıkcası onu pek uygulayamıyordum. Şimdilerde daha iyiyim sanki bu konuda...
Fazla kilolarım nedeni ile ne eski kıyafetlerime girebiliyorum ne de yenilerine. En bunalım dönemimdeyim yani. Bir yandan kilo vermek için az yiyeyim diyorum, bir yandan ‘sen emziriyorsun, yemen lazım’ söylemlerine maruz kalıyorum. 
Bu zorlu süreçte herkes kendi deneyimini aktarmak istiyordu ama bilmiyorlardı ki her çocuk kendine özel ve ne kadar planlı yaşamaya çalışsan da o plana uyamadığın bir çok zaman oluyor. ‘Biberona alıştırma memeyi unutur’, ‘emziğe alıştırma ilerde bıraktırması zor olur’, 'geceleri mutlaka kendi yatağında ve yan yatır', 'taşa basma sütün üşür', 'bu araba koltuğu bu bebeğe büyük mü geliyor ne? Çocuk içinde yamuluyor'... Emzirirken bebeğimi tutuş şeklime bile karıştılar da bir bildikleri vardır dedim, ses etmedim...
Hep bir çıkmazlardayım yani anlayacağınız. İlk 6 hafta bitti, şimdi sıradaki söylem ‘3 ay bitince sen de rahatlayacaksın, bebek de’… Sabırsızlıkla bekliyorum…. Şimdi bu yazıyı okuyanlar olarak hemen bir ‘maşallah' diyelim, nazar değmesin bebeğimize:)

29 Ocak 2015 Perşembe

Neler oluyor bize?

Bir baktım 4 aydır yazmıyorum. Ama bana da hak verin, hayat daha bebeğimiz doğmadan çok hareketlendi, bi de bebek doğsa kimbilir neler olacak:)
Evet hala doğurmadım, öncelikle bunu bilin:) 37 hafta 5 gün oldu bugün, halen beklemedeyiz kurbanlık koyun gibi, başımıza neler geleceğini bilmeden...
Bu 4 aylık süreçte neler yaşadım çok hızlı bir şekilde özetleyeyim:
Türkiye ziyareti sonrası 4-5 gün NewYork'taydık, arkadaşlarımızın bize sürpriz Baby Shower partisi ile neşelendik, coştuk...

Kasım ayında Türkiye'den 2 posta misafirimiz vardı. Bahama'nın tadı en güzel o zamanlarda çıkıyor benim için. Ev kalabalık olunca, muhabbet hiç bitmeyince, eğlence her daim sürünce, hepbirlikte yiyip içtikçe... Sanırım insan seviyorum:)


Aralık başında Florida'da evimizi tuttuk ve ben yerleştim, Sabri de ara ara gidip geliyor halen (malum işleri yoğun Bahama'da)... Christmas haftası New York'tan arkadaşlarımız geldi bebişleriyle, yine çok güzel geçen bir 4 gün yaşadık. Ve tabii ki o da her güzel zaman gibi çabucak geçti...

Ocak başında annem geldi (yuppi)! O gün bugündür keyfim yerinde, elim sıcak sudan soğuk suya değmiyor. Gerçekten annelerin hakkı nasıl ödenir bilmiyorum...

Ocak ayından beri Lübnanlı, kendini komik sanan, her fırsatta benden Türk kahvesi isteyen doktorumuzu her hafta görüyorum, gidişatımız iyi... Vücut kendini doğuma hazırlıyor yavaş yavaş. Doktorlar 39. haftayı hedefliyor. Bakalım Duru kuzusu ne zaman gelmek isteyecek? Annem gelmeden önce -Sabri de olmadığı zamanlarda- her işimi kendim görüyordum. Zorlandığım pek bir konu olmuyordu ama son zamanlarda almış olduğum aşırı kilolar (20 kg oldu dile kolay) beni epey yavaşlattı... Ellerim ayaklarım şişiyor, konuşurken ve en ufak bir yürüyüşte nefes nefese kalıyorum... O yüzden pek bir iş yapamıyorum.


Ufak tefek ağrılarım, sancılarım oluyor ama kısa süreli olduğu için onları görmezden geliyorum. Şimdilerde dulamın (doğum koçumun) beni doğuma hazırlamak için bana söylemiş olduğu hareketleri yapıyorum ki doğum kolay olsun, hızlı olsun vs... İnşallah emeklerimiz boşa gitmez. Zira bu doğum olayı herkese göre değişen, biraz şans, biraz vücut yapısıyla, biraz bakış açısıyla ilgili. 'Olumlu düşünce' ve 'bedenine güvenme' gerçekten işe yarıyor, onu görüyorum çevremde.


Florida'ya yerleştiğimden beri 'Derya Baykal da kimmiş?' havalarında takılıyorum. Elimden geleni ardıma koymuyorum ve durmadan elişi yapıyorum bebek odası için. Başka türlü vakit geçirmek zor... Annemi de alıştırdım, o da durmak bilmiyor, tahta boyama, kanaviçe işleme, cibinlik yapma gibi bin türlü işi yaptı :) 

Buraya sözde kitaplar falan getirmiştim, okumak da ne demek, elime bile almadım kitapları:) Buraya gelmeden önce çocuk gelişimi, hamilelik vs ile ilgili bir çok kitap okudum, buraya geldiğimde de aynı performansı gösteririm zannetmiştim ama nerdeee... 
Bir kaç tane kanaviçe örneği paylaşayım hemen görmeyenler için... Diğer süslerimizi de odasına yerleştiğinde gösteririm artık inşallah... 
Bu arada herkes artık güzel haberleri bekliyor benden. Yanımızda olduğunu hissettiren herkese çok teşekkürler. Ama artık özellikle ailelerin gözü bizden gelecek bir telefonda. En ufak bir mesajda 'ay senden mesaj gelince doğuruyosun sandım, çok heyecanlandım' diyenler, mesaja cevap vermekte biraz geciksem 'doğum mu başladı yoksa' diye zorlayanlar olmuyor değil :) 
Aslına bakarsanız ben de biraz yoruldum, artık gelebilir diyorum ama tabi bu benim elimde olan bir şey değil. Yukarıda da bahsettiğim gibi hareketlerim yavaşlaması veya gün içindeki ağrılar bir yana, özellikle gece uykularımın kalitesinin düşmesi beni biraz yoruyor. Sağdan sola bile dönmekte zorluk yaşıyorum. Aslında belki de Duru doğduktan sonraki uykusuz gecelerime hazırlıyor vücut kendini, haberim yok:)))  
Bizden haberler şimdilik bu kadar... Eee son halimi de bi koyayım da görün. Bir 20 kilo kolay alınmıyor bu devirde:))) Bir sonraki yazımdaki fotoğraflarda şimdiden kendimi yürüyüş yaparken, bu kiloları vermeye çalışırken hayal ediyorum, Allah yardımcım olsun:)

1 Ekim 2014 Çarşamba

Türkiye ziyaretim nasıl geçti?

Bir Türkiye ziyaretinin daha sonuna geldik. Her gurbetçi gibi yemeye içmeye abandık, sevdiklerimizle vakit geçirdik, yine yaşadığımız yerle ilgili 'ormanların doğallığı/yapaylığı', 'bahçemizin metrekaresi', 'denizin tuzluluk oranı', 'emeklilik süreleri' gibi garip ama gerçek sorulara maruz kaldık ama öyle böyle derken yine zaman su gibi aktı geçti... Bahama'da bu kadar hızlı geçmiyor, itiraf edeyim. Neyse ki verimli değerlendirdik. Boş durmadık, her gittiğimiz yerden tarhana, pul biber, kuru patlıcan aldık, doldurduk bavullara. Yapanlardan, düşünenlerden Allah razı olsun, ellerine sağlık... Kulaklarınızı çınlatacağız, dua edecegiz bol bol. Bir gebe kolay doyurulmuyor ne de olsa:) evet bu gezimizin bombası 'gebelik' haberimin yayılmasıydı. Kimseye haber vermedim geldiğimi, o ayrı sürpriz oldu ama ayrıca herkese göbeğimi de açtım gösterdim:) ilk 4 ayda 1,5 kilo almışken nasıl bu 1 aylık gezide bir anda 6,5 kilo aldım ben de bilmiyorum. Tamam belki haftada 3 öğün mantı, 2 öğün iskender yemiş olabilirim ama el insaf be çocuğum, ne yedin be:) hayır birşey değil bebeğin sadece 375 gr olduğunu öğrenince annemle bir göz göze gelişimiz var ki, hiç sormayın:) o koca 8 kilo nereye gitti anlamış değiliz...
Bahama'daki teknoloji elvermediği için cinsiyetini anavatanımızda ögrendik kızımızın. Hayırlısı olsun...
Minik minik hediyeler aldık sevdiklerimizden, minis body'ler, elbiseler... Hepsi çok güzel. Allah sağlıkla giydirmek nasip etsin...
Yine 'bir Aslı nasil bin parçaya bölünür' adlı çalışmamı sergiledim. Ordan oraya ordan oraya, gebelik bebelik dinlemeden atladım uçağa yetiştim her yere... Tam olarak seyahat sıralamam şu şekilde oldu: Bahama-Miami-NewYork-İstanbul-İzmir-Çeşme-Kuşadası-İzmir-Ankara-İstanbul-İzmir-Kuşadası-Aydın-Kuşadası-İzmir-İstanbul vee NewYork!
Iki arada bir derede bu 30 günde 1 nişan, 1 düğün patlattık, iyi oldu, bahaneyle sevdiklerimizin yanında olduk, eğlendik, coştuk. Her iki çifte de tekrar mutluluklar... Ölüm haberleri de aldık tabi:( Allah rahmet eylesin, kalanlara sabırlar diliyorum...
Otuz gün yetmiyor tabii, göremediklerim de oldu nitekim, herkes bayramı da geçirseydin diyor ama e sonu yok bunun... Gideyim beyimin yanına, onu da çok özledim...
En kısa zamanda tekrar gelmek ümidi ile, hem de bu sefer 3 kişilik çekirdek ailemizle... Herkes saglıcakla kalsın...

31 Temmuz 2014 Perşembe

Ne vereyim abime?

Yoh artık demeyin, yaptım oldu. Oy veremiyoruz madem, lahmacun için Ekmeleddin dedik ve evde lahmacun yaptık. Gözlerim doldu yerken, bu nası bir özlem... Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin yemin ediyorum sanki survivordayız... Tövbeler olsun duyan da bişi bulamıyoruz sanacak ama bir lahmacun yok işte... Olmayınca da insanın canı çekiyor (simit yazımda da bahsettiğim gibi).
Ben de internetten yine tarifi alarak koyuldum lahmacun yapımına ve sonuç mükemmel.. Çok çok zor değil ama uzun sürüyor yine hamuru yap, beklet, aç, içi doldur falan... Bu sefer Sabri de yardım etti sağolsun, ayranımızı da yaptık, yeşillik, domates, limon derken, bir nevi Hacıoğlu kıvamına geldik (bu arada 3 su bardağı undan yaptım hamuru, 8 adet lahmacun çıktı, dolayısıyla tıka basa yedik). Arkasından da 'çay vereyim abime' diyerek çayımızı demledik, ohh... Keyfimiz yerine geldi.
Sabri'nin arzusu pide olayına girmek ama ben cesaret edemedim henüz. Biraz daha araştırarak belki onu da deneriz, belli mi olur...

21 Temmuz 2014 Pazartesi

Hasret

Geçen hafta 2 günde bitirdiğim bir başka kitap da Canan Tan'ın 'Hasret' adlı romanı oldu. Canan Tan bunu hep yapıyor, okuyucuya acımıyor yemin ediyorum. İçim dışıma çıktı yine ağlamaktan. Vedalar, ayrılıklar beni hep çok etkiliyor. Film, kitap, küçük bir hikaye... Nerde olursa olsun... Küçüklükten kalma bir durum sanırım...

Bir Rum kızı ile Türk erkeğinin sancılı aşk hikayesi. O sancıları iliklerime kadar hissettim desem yeridir. Sanki ben yaşadım hikayeyi... Bu da yazarın dilinin güzelliğinden kaynaklanıyor tabi. Ertesi gün gaza geldim Sabri'ye diyorum ki 'sana hikayeyi anlatayım mı, noolur' diyorum:) Anlatırken bile gözlerim doldu. Sabri'nin hikaye sonunda verdiği tepki de beni benden aldı. 'Of çok klasik bir Türk filmi' !!! Evet belki klasik olabilir ama ben mi duyguyu veremedim acaba anlatırken:) Niye öyle dedi ki, beğenebilirdi yani nezaketen:)

Şimdi yeni kitaba başlamak bile istemiyorum, hala etkisindeyim...