kitap okuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap okuma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2014 Cuma

Bir tavsiye - AŞK

İnsanın okuduğu bir kitabı sevip sevmemesi o anki ruh haline bağlıymış, bunu öğrendim. Nerden çıktı diyeceksiniz, hemen başlayayım:

Malum biz yaklaşık 20 kadın her ay toplanıp kitap okuma geceleri yapıyoruz. Bu geceyi her ay gruptan bir kişi sahipleniyor ve misafirleri evinde ağırlıyor. O ay okunacak kitabı da ev sahibi seçiyor dolayısıyla… Mesela şimdiden 2014’ün ikinci yarısının tüm ev sahipleri belirlendi, kitaplar okunmaya başlandı. Ben de dedim 1 yıldır gidip gidip geliyorum, hiç kimseyi ağırladığım yok, ayıp oluyo, yiyoruz içiyoruz, iyi hoş da, insanlar gözümün içine bakıyo seçmeler yapılırken:) Kendimi kötü hissettiğim için 2014 Ekim ayına talip oldum. Şimdi işin zor kısmını anlatayım hemen. Bu toplantılara kitabı okumadan da gidebilirsin. Sorun olmuyor, gecenin başında kısaca bir özet çekiyor birileri, okumuş kadar oluyorsun. Ben ‘okumayanlar’ listesinin lideriyim diyebilirim:) Benim amacım farklı:P O kadar kalın kitaplar seçiyorlar ki, bırak İngilizceyi, Türkçe kitap bile okuyamam ben o kadar kısa sürede… Ben o yüzden dedim ki biraz ileri bir tarihi seçeyim ki, anca okurum kitabı, nitekim o şekilde seçtim Ekim ayını:) Sonra akıl danışmanım, canım arkadaşım Melis’e danıştım tabii ki, ne yapsam ne etsem, Allah rızası için bana bi kitap öner ama güzel olsun, ben de beğeneyim, grup da beğensin falan derken, ufak çaplı bir beyin fırtınası ile şunlara karar verdik:

  • Yazar kesinlikle Türk olmalıydı ki gruptaki kadınlarımıza tanıtalım (kahrolsun içimizdeki milliyetçi ruha)
  • İngilizce’ye de çevrilmiş bir kitap olmalı
  • İngilizce’ye çevrilmiş olması yetmiyor, amazon’dan rahatlıkla indirebilecekleri bir kitap olmalı
  • Konu bizleri anlatmalı ama iç karartmamalı

Bu maddeler göz önüne alındığında önce 'Ayşe Kulin - Adı Aylin' geldi aklımıza ama baktık ki amazon’da yok, hemen eledik. Sonra yazarlardan yola çıkarak Elif Şafak, Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, sırayla baktık neler olabilir diye.. Bizim Melis de bunları hatim etmiş, hepsini biliyor maşallah. O bana özet geçiyor kitapları, ben ona göre karar vermeye çalışıyorum vs. Zülfü Livaneli’nin Mutluluk kitabını seçeyim dedim, hem ben Türkçesini okurum, filmini izlerim vs iyice anlarım dedim. Sonra baktık ki konu biraz sıkıntılı. Van’da amca yeğenine tecavüz ediyor, kızı İstanbul’a gönderiyorlar, amcasının oğlu ile fantaziler falan.. Tamam bunlar ülkemizde ne yazık ki yaşanan olaylar ama burdakilerin gözünün içine sokmanın da bir anlamı yok. Elif Şafak’tan devam edelim dedik. Ben de ilk çıktığında bestseller falan oldu 'ayy kapağı da pembiş ne tatlı' falan diye bir hevesle almıştım AŞK kitabını. Ama çok yavaş ilerledi diyerek yarısında bırakmıştım. Hay ben başımı taşlara vurayım, ne de güzel kitapmış halbuki. Ruhumun ihtiyacı varmış herhalde. 2 günde bitirdiğim yetmiyormuş gibi şimdilerde Mesnevi, Rumi, Şems aranıp duruyorum Google’da… Herkese tavsiye ediyorum, insanın içini rahatlatan, düşünmesini sağlayan, ruhunu okşayan bir kitap… Eline sağlık Elif Şafak… (The Forty Rules of LOVE - Elif Shafak)

14 Kasım 2013 Perşembe

Geçen ay ne yaptığımı biliyorum...

Ayağımın tozuyla geldiğim 25 günlük Türkiye ziyaretimi gerçekleştirdim. 20 saat yolculuk sonrası ilk işim Türkçe müzik çalan mekânları gezmek oldu. Hemen her şarkıya hala eşlik edebiliyorum, çok mutluyum… İçimdeki o Türkçe müzik aşkı hala devam ediyor…

E tabi takdir edersiniz ki Türkiye’dekilerin “Orda patlıcan var mı? Karpuz var mı?” gibi soruları ordayken de devam etti. Bazı entel aile bireyleri daha farklı sorularla karşımdaydı: Adamızın yüz ölçümü ve nüfusunun Türkiye’deki bir ilimiz ile kıyaslanması gibi ilginç istatistik beklentileri olduJ Onları bir şekilde geçiştirmek durumundaydımJ
25 günlük Türkiye tatilim için bir Excel oluşturdum ve görmeye çalıştığım kişileri gün gün “sabah kahvaltısı”, “öğle yemeği”, “akşamüstü kahvesi” ve “akşam yemeği” olmak üzere o excele yerleştirdim. Çok yoğun bir program olması yetmiyormuş gibi arkadaşlarıma vakit ayırmaya da günler yetmediL O sebeple yazılarıma bir süre ara vermiştim ki, şimdi karşınızdayımJ
Türkiye’ye gittiğimde jetlag olmamıştım ama dönüşte Sabri de, ben de bir tuhaf olduk. Yemekleri kendim yapmasam içine ilaç attıklarını düşünücem. Saat 18:30 gibi yemeğimizi yedik mi başlıyor bizde bir ağırlık. Saat 21:00’i zor getiriyoruz. Uyumakla geçen bir dönemimiz oldu kısacası… Şimdi biraz daha iyiyiz…

Adalet mi bu?
Gelir gelmez hemen bir “kitap okuma gecesi” daha atlattım. Yeni trend bu, üyelerden biri sonraki ayın ev sahipliğini yapıyor ve o ay okunması gereken kitabı belirliyor. O ay herkes onun dediği kitabı okuyor ve belirtilen tarihte ev sahibine misafir oluyoruz. Ortama 12-13 kadınız ve bu kadınların hepsi evli… Kocalar da kafa dinliyor bu vesile ile… Aslında bu kocaların organize ettiği bir etkinlik olabilir bak hiç bunu düşünmemiştim, hainlerJ

İlk ay kitabı okumamıştım çünkü çok geç katılmıştım aralarına. Bu defa Türkçesini okumuş olduğum bir kitap seçildi Allahtan da rahat ettimJ Rahat ettim dememin sebebi her ay yeni bir kitabın tamamını okuyamamamJ 400-500 sayfalık kitaplar seçiyorlar ve ben onu 1 ayda okuyamıyorum… O sebeple genelde dinleyici olarak katılıyorum etkinliğeJ Hoş, daha önce bahsetmiş miydim hatırlamıyorum ama kitap okuma gecesinin asıl amacı dedikodu yapmak, birbirimizi kandırmayalım şimdi… Kendimizi iyi hissetmek için de birlikte olduğumuz 4—5 saatin yarım saatinde kitapla ilgili tartışmalar yapıyoruz ama günahlarını da almak istememJ Birbirinden tatlı kadınlar bunlar, eğlenceli, şen şakrak… Üyeler her hafta yeni üyeler getiriyor, bu vesile ile de baya bir çevre ediniyorum. Dedikoduları da yavaş yavaş biriktirip tüm detayları ile paylaşacağım sizinle, merak etmeyinJ
Türkiye’ye geldiğimde de bahsetmiştim, burada kadınlar çok aktif. Beyler hep çalıştığı için kadınlar da kendilerini her türlü spor, dans, yarış etkinliklerine adamışlar kendilerini.  Adaya ilk geldiğimde bunun ezikliğini yaşamıştım açıkçası. “abi benim hiç hobim yok mu ya?” Düşünüyorum düşünüyorum, “aslında 3-4 ayda bir bowling oynardık mesela, bu sayılır mı ki?” diye içten içe kendimi rahatlatacak bahaneler üretmiştim ama kitap okuma günlerinde 10 kadın birden üstüme gelince orda baya bi ezildiğimi anladımJ bunlar sazı eline aldı mı “ben tenis oynuyorum”, “ben her gün kürek çekiyorum”, “pedal çeviriyorum”, “kanoya biniyorum”, “her türlü dans kursuna katılıyorum”, “zumba benim için bir yaşam tarzı”, “ben seneye maratona hazırlanıyorum” … diye gidiyor… Ben de o sırada hayretler içinde kekimi yiyorumJ

Ve kadınları bir görseniz, incecik tığ gibi gencecik kadınlar, bir başlıyorlar konuşmaya, “ben 19 yıllık evliyim”, “22 yaşında oğlum var” falan diye, yediklerimi içime püskürtmek zorunda kalıyorum. Yani şöyle yan yana gelsek senle benle yarışabilecek kapasitede ablalar. Tabi yüz olarak diyorum, vücut zaten beni alt eder deee…. Neyse.. Ben de bilendim, bugün rejime girdim ve görün bakın seneye yaza kadar ben de her türlü spor aktivitesine katılıp onlar gibi olucam… Demedi demeyin..