3 Temmuz 2016 Pazar

Burgaz Pansiyon gururla sunar

Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıydı, şimdiye nasip oldu...
Bilenleriniz vardır, İstanbul'da yaşarken evimizden misafirimiz eksik olmazdı. Çok şükür... Seviyoruz gelinsin, yenilsin, içilsin, kalınsın... İnsan seviyoruz, kalabalık seviyoruz:) 
Çoğunuzun bildiği üzere üç senedir Grand Bahama Adasında yaşamaktayız. Buraya ilk geldiğimizde; memleketten çook uzak mesafe olduğu için gelen gidenimizin az olacağının farkındaydık ama tek odalı evimizde şükürler olsun bir çok kişi ağırladık. New York'tan, Londra'dan, Türkiye'den gelen gidenimiz eksik olmadı... Evimiz şenlendi, biz şenlendik.... 
İkinci senemizde sizlerden gelen yoğun ilgi üzerine evimizi büyüttük ve iki odalı evimizde yine Türkiye'den, New York'tan bir çok eşimizi dostumuzu ağırladık. Bu yıl hedefimizi yüksek tutarak Burgaz Pansiyonu biraz daha büyüttük ki; çok çok gelinsin, kalınsın daha çok gelinsin, kalınsın... Üç odalı evimize taşınalı bir buçuk ay oldu, lütfen çekinmeyin, çıkın çıkın gelin:)))
Çünkü hayat; paylaşınca güzel ☺️ 



18 Haziran 2016 Cumartesi

İki gün oldu...


Sen gideli daha iki gün oldu. Kalbim, beynim, aklım, bedenim seninle...
Şimdi o evler eksik kalmayacak mı? Pamuk anneannemin sakin sakin yürüdüğü koridorlar boş olmayacak mı? Hayat ne garip?
Canım anneannem, hala inanamıyorum gittiğine... Bizi görüyorsan, hissediyorsan, seni ne kadar çok sevdiğimi de göreceksin, hissedeceksin... 
Cennetin en güzel yerleri senin olsun. Gittiğin yerde için huzurla dolsun. 
Melek anneannem...


16 Haziran 2016 Perşembe

Pamuk anneannem...



Bazen düğünlere heyecanla bazen nişan kutlamalarına güle oynaya bazen de ne yazık ki tüm umutlarımı, cesaretimi, anılarımı toplayarak cenazeye diye yola çıkıyorum bu el topraklarından. Bu sefer anneannemi son kez göreyim, elini tutayım, öpeyim, koklayayım diye gittim... Ne de iyi ettim, gördüm, dokundum ona, konuştum bol bol, öptüm, kendinde değildi ama hissetti beni eminim, ellerini ve omuzlarını oynattı dudaklarımı yanağına dokundurduğumda. Kulağına eğilip onu çok sevdiğimi söylediğimde gözünden yaş gelmesi tesadüf değildi, biliyorum... Bir yandan 30 yaşıma kadar ona doyduğum için şükrediyorum halime, bir yandan da 'doyamadım aslında' diyorum. Son görüştüğümüzde 'senden öğreneceğimiz çok şey var' demişti bana, hem sevindim, hem şaşırdım... Benim pamuk kalpli anneannem... Halbuki hem fiziken hayatta olmamda hem de kişiliğimi oluşturmamda ne çok payı vardı bende... Yaşadığı şehirde hemen herkesin ama benim ilk öğretmenim, kapuskayı sevdirenim, pamuğum, soru-cevap arkadaşım, okulun ilk günlerinde beni yalnız bırakmayan, yufka yürekli minnoşum, kuran hocam, çarpım tablosunu, ayakkabı bağlamasını, saate bakmasını öğreten, öğretirken oyunlar oynatan, müthiş yemekler yapan, gizli gizli günlüklerimi okuyan, elleri ağrıyana kadar saçlarımı tarayan, masallar anlatan, yeri geldiğinde kaçıp sığındığım, yeri geldiğinde dertleştiğim, ona benzediğim için gurur duyduğum canım anneannem.... Mekanın cennet olsun, seni çok seviyorum...

26 Mayıs 2016 Perşembe

Birbirimizi kandırmayalım!

Hamileliğinin son gününe kadar topuklu ayakkabılarının üzerinde tıkır mıkır gezinip/çalışıp, doğumdan hemen sonra hala mailler forwardlayan, bebeği 20 günlükken 'ay evde çok sıkıldım' diyip işe dönen abla, şimdi çocuğu 5 yaşına gelmiş, facebookta 'çalışan annelerin çocukları ileride daha başarılı oluyor' adlı araştırmayı paylaşıp 'ay içime su serpildi' diye yazıyor. İyi de arkadaşım en azından 1 yaşına kadar olan anne-bebek bağına/ilişkisine ne diyeceğiz? Ne oldu o verimli yıla? Hırslarımıza yenik düşüp sonradan pişman olmuş gibi yapmayalım, birbirimizi kandırmayalım, bir daha olsa yine aynı şeyi yapacağını ikimiz de çok iyi biliyoruz! 

5 Mayıs 2016 Perşembe

Yeni yemek tarifi - Minestrone

Arkadaş ben her gün Minestrone çorbası yapar oldum. Şu İtalyanların meşhur çorbası... Hem çok sağlıklı hem çık lezzetli, Duru da bayıla bayıla yiyor, o yüzden üşenmeden her gün yapıyorum. Hemen tarifini paylaşayım istedim.


Genel olarak bu bir sebze çorbası ve aslına bakarsanız her mevsim hangi sebzeleri bulabiliyorsan onlarla yapıyorsun. Ben şu şekilde yapıyorum :

MALZEMELER
1 adet Soğan 
2 diş Sarımsak
1 büyük Havuç
1 orta boy Kabak
250 gr Karnıbahar
3 sap Kereviz
1 orta boy Patates
1 sap Pırasa
Bir avuç Bezelye
1 avuç Taze fasulye
Yarım su bardağı Meksika fasulyesi
Yarım su bardağı Nohut
1 su bardağı Makarna
1 yemek kaşığı Salça
Tavuk suyu / Et suyu
3-4 yemek kaşığı Zeytinyağ
(Bu yemeği Duru da yediği için tuz ve karabiberi pişirirken değil, yerken koyuyorum)

Önce zeytinyağını tencerede kızdırın, küp küp doğradığınız soğanı soteleyin, minik minik doğradığınız sarımsağı atıp arkasından salçayla karıştırın. Sebzeleri küp küp veya minik minik olacak şekilde doğradıktan sonra sırayla tencereye atın (pişme sürelerine göre), havuç, karnabahar, bir gün önceden suda bekletilmiş Meksika Fasulyesi ve nohut, kereviz, patates, kabak, taze fasulye, bezelye, pırasa.

Üzerine sebzeleri 3 parmak geçecek kadar sıcak tavuk suyu ilave edin, ben bir kez et suyuyla da yaptım, o da güzel oldu. 15 dakika bu karışımı pişirin (orta ateşte kapaksız). Sonra 1 su bardağı elbow makarna atın (türkçesini bilmiyorum elbow makarnanın:)) ve bir 15 dakika daha pişirin (kısık ateşte ve kapağı kapalı olarak). Makarnalar ve diğer malzemeler yumuşadıysa oldu bu iş!

Yapacak olursanız afiyet olsun!

29 Nisan 2016 Cuma

3400



Bugün 3400 gün olmuş Sabri hayatıma gireli. İyisiyle, kötüsüyle, acısıyla, tatlısıyla bir sürü gün, ay, yıl ediyor. 
İyi ki diyorum, iyi ki benim olmuş! Daha nice 3bin, 5binli günler olsun, seni seviyorum!

NOT: Psikopat zannetmeyin oturup elimle gün hesabı yapmıyorum. Daha o kadar delirmedim, 'been together' diye bir aplikasyon, bizim için hesaplıyor sağolsun:)

27 Nisan 2016 Çarşamba

Zalimsin zaman!

Küçüklükten hatırladığım çok bir anım yoktur aslında benim. Niyeyse bir anda aklıma geldi burayı görünce. 



Küçükken Çakırbeyli Köyü'nün parkına giderdik ailece, anne babalar çay içip, çiğdem çitlerken çocuklar da koştururdu orda burda. O zamanlar ben de Duru gibi çalıların arkasını göremediğim için masamızı bulmaya çalışırdım. Ordan oraya koşardım, ne eğlenirdim! 
Geçen senelerde parka tekrar gittiğimde çalıların aslında o kadar da uzun olmadığını, meğer benim minik olduğumu farkettim, hiç bir anlamı kalmadı o an parkın... Tüm masaları görebilmek değildi marifet! Ne ara büyüdük, ne ara çocuklarımız koşturmaya başladı etrafta? Hayır o değil de ben ne ara 30 oldum? Zalimsin zaman!