20 Ağustos 2016 Cumartesi

Arabada beş evde onbeş

Ağustos sonu itibariyle 7. Ölümlü trafik kazası yaşandı geçen gün adamızda. Polis amcalar gazetede uyardı, araba kullanırken kemerinizi takın, hız limitini aşmayın, makyaj yapmayın, telefonla konuşmayın, mesajlaşmayın, bebeğinizle ilgilenmeyin... Hepsine tamam, eyvallah, ama o son maddeyi demicektin polis amca! BEBEĞİNİZLE İLGİLENMEYİN! 



Takdir edersiniz ki ada şartlarında Duru ile gün içinde gidebileceğimiz en uzak mesafe 15 dakika olmasına rağmen Duru bu yolculuk adeta 45 dakikaymış gibi tepki veriyor. Bir çocuk arabayı, araba koltuğunu bu kadar mı sevmez?!? Haliyle ben de ne kadar oyuncak varsa eline veriyorum, yanına koyuyorum ama o yine de şikayet edecek birşeyler buluyor... Evde her ne kadar kendi kendine oynamayı sevse de, arabada kendini oyalayacak şey bulamıyor. Nedeni bence koltuğa hapsolması. Çünkü Duru çok aktif bir çocuk. Yürümesi koşması lazım. Yerinde durmak mı? Aslaaa...

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sözün bittiği yer

Duru'yla en uzun ayrılığımızın 5 saat olduğunu söylemiş miydim? Ama 3 kere 5 saat, yalan yok. 
Birinde Duru 1 aylıktı. Annem bizdeydi. Kocamla düğüne gitmiştik. 
Birinde Duru 4 aylıktı, ben tek başıma düğüne gitmiştim (Türkiye'de idik, Duru annemlerdeydi). 
Birinde de Duru 17 aylıktı, kocam Duru'yu alıp tekne turuna gitmişti (ben kafa dinlemek istemiştim). 
Hani o Duru 1 aylıkken kocamla düğüne gitmiştik demiştim ya, o gün bugündür kocamla başbaşa vakit geçirmedim dışarlarda...
Sizi de 2009 yılında çekilmiş bir karı-koca resmi ile selamlıyorum... 


Başka sözüm yok hakim bey! 

Özgüven neydi?

İlkokul 5'i bitirdiğim yaz falandı herhalde (o gün giydiğim şortu ilkokul mezuniyetinde giymiştim, onu da ordan hatırlıyorum :)), Kuşadası'ndaki evimizin (şimdilerde sadece dedemin evi) karşısındaki otelin (Esat Otel) havuz başında arkadaşlarla otururken Tarkan çalmaya başlamıştı (hangi şarkıydı hiç bir fikrim yok), ben çok çok büyük bir Tarkan hayranı olarak kendimi sahneye atmıştım ve tüm otel müşterilerinin yemek yediği yerin orta göbeğinde deli gibi tek başıma dans etmiştim. Millet kameraya falan çekmişti. O kadar heyecanlıydım ki, nasıl dans ettiğimi bile hatırlamıyorum. Herkes bir yandan ailesi, eşi, dostu ile akşam yemeğini yiyiyor, bir yandan da beni izliyordu. Keşke o zaman da kameralı telefonlar olsaydı da, arkadaşlar beni çekseydi... Gerçi o zaman da 'sosyal medyada paylaşma please' falan derdim kesin:) bugün aklıma düştü, acaba nasıl dans etmiştim?!? acaba bir gün otel müşterilerinden sesimi duyan olur da "aa bende var o görüntüler" der mi acaba :)

7 Ağustos 2016 Pazar

Bir heyecan, bir tatlı huzur

Bayanlar baylar yaklaşık 20 ay aradan sonra ilk kez sinemaya gitmenin vermiş olduğu mutlulukla bildiriyorum, hem de tek başıma, cumartesi gecesi 22:30 seansına...
Duru'yu uyuttuktan sonra, inşallah uyanmaz duaları eşliğinde evden çıktım ve filmimi sinema salonunda tek başıma izledim. Çok keyifli bir filmdi. Tüm annelerin izlemesini tavsiye ediyorum....


3 Temmuz 2016 Pazar

Burgaz Pansiyon gururla sunar

Uzun zamandır yazmak istediğim bir yazıydı, şimdiye nasip oldu...
Bilenleriniz vardır, İstanbul'da yaşarken evimizden misafirimiz eksik olmazdı. Çok şükür... Seviyoruz gelinsin, yenilsin, içilsin, kalınsın... İnsan seviyoruz, kalabalık seviyoruz:) 
Çoğunuzun bildiği üzere üç senedir Grand Bahama Adasında yaşamaktayız. Buraya ilk geldiğimizde; memleketten çook uzak mesafe olduğu için gelen gidenimizin az olacağının farkındaydık ama tek odalı evimizde şükürler olsun bir çok kişi ağırladık. New York'tan, Londra'dan, Türkiye'den gelen gidenimiz eksik olmadı... Evimiz şenlendi, biz şenlendik.... 
İkinci senemizde sizlerden gelen yoğun ilgi üzerine evimizi büyüttük ve iki odalı evimizde yine Türkiye'den, New York'tan bir çok eşimizi dostumuzu ağırladık. Bu yıl hedefimizi yüksek tutarak Burgaz Pansiyonu biraz daha büyüttük ki; çok çok gelinsin, kalınsın daha çok gelinsin, kalınsın... Üç odalı evimize taşınalı bir buçuk ay oldu, lütfen çekinmeyin, çıkın çıkın gelin:)))
Çünkü hayat; paylaşınca güzel ☺️ 



18 Haziran 2016 Cumartesi

İki gün oldu...


Sen gideli daha iki gün oldu. Kalbim, beynim, aklım, bedenim seninle...
Şimdi o evler eksik kalmayacak mı? Pamuk anneannemin sakin sakin yürüdüğü koridorlar boş olmayacak mı? Hayat ne garip?
Canım anneannem, hala inanamıyorum gittiğine... Bizi görüyorsan, hissediyorsan, seni ne kadar çok sevdiğimi de göreceksin, hissedeceksin... 
Cennetin en güzel yerleri senin olsun. Gittiğin yerde için huzurla dolsun. 
Melek anneannem...


16 Haziran 2016 Perşembe

Pamuk anneannem...



Bazen düğünlere heyecanla bazen nişan kutlamalarına güle oynaya bazen de ne yazık ki tüm umutlarımı, cesaretimi, anılarımı toplayarak cenazeye diye yola çıkıyorum bu el topraklarından. Bu sefer anneannemi son kez göreyim, elini tutayım, öpeyim, koklayayım diye gittim... Ne de iyi ettim, gördüm, dokundum ona, konuştum bol bol, öptüm, kendinde değildi ama hissetti beni eminim, ellerini ve omuzlarını oynattı dudaklarımı yanağına dokundurduğumda. Kulağına eğilip onu çok sevdiğimi söylediğimde gözünden yaş gelmesi tesadüf değildi, biliyorum... Bir yandan 30 yaşıma kadar ona doyduğum için şükrediyorum halime, bir yandan da 'doyamadım aslında' diyorum. Son görüştüğümüzde 'senden öğreneceğimiz çok şey var' demişti bana, hem sevindim, hem şaşırdım... Benim pamuk kalpli anneannem... Halbuki hem fiziken hayatta olmamda hem de kişiliğimi oluşturmamda ne çok payı vardı bende... Yaşadığı şehirde hemen herkesin ama benim ilk öğretmenim, kapuskayı sevdirenim, pamuğum, soru-cevap arkadaşım, okulun ilk günlerinde beni yalnız bırakmayan, yufka yürekli minnoşum, kuran hocam, çarpım tablosunu, ayakkabı bağlamasını, saate bakmasını öğreten, öğretirken oyunlar oynatan, müthiş yemekler yapan, gizli gizli günlüklerimi okuyan, elleri ağrıyana kadar saçlarımı tarayan, masallar anlatan, yeri geldiğinde kaçıp sığındığım, yeri geldiğinde dertleştiğim, ona benzediğim için gurur duyduğum canım anneannem.... Mekanın cennet olsun, seni çok seviyorum...