duruburgaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
duruburgaz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2016 Perşembe

Durusal gelişmeler



Son bir Duru güncellemesi yapayım istedim:

Türkiye dönüşü Duru'da yine gözle görülür gelişmeler yaşandı. Konuşması ilerledi (2 kelime hatta bazen 3 kelime arka arkaya getirebiliyor - baba işe gitti gibi), insanlara yaklaşımı olumlu yönde değişti (daha insancıl hale geldi), paylaşmayı öğrendi vs...
Orada baya güzel ve yemediği şeylerden yedi (simit, börek, değişik çorbalar, mısır, nar, mandalin...). 
Türkiye'den geldiğimizden beri kahvaltılarını da iyi yapıyor, yemeklerini de güzel yiyiyor maşallah. Et/tavuk yemekte zorlanıyor ama çok minik minik yoğurdun içine doğrarsam ve o gün modundaysa yiyiyor. 
Benden ayrı başkalarıyla zaman geçirdi - ki bu baya güzel bir gelişme. Kuzenleriyle kaynaştı. Aile üyelerine daha hakim şuanda. 
Kitaplarla ilgilenmeyi çok seviyor. Sticker yapıştırmayı hala çok seviyor ama kitapların resimlerine bakmaya daha uzun zaman ayırabiliyor. Bir kaç zamandır burnu aktığı için artık burnunu sümkürmeyi başarıyor (bu ne saçma bir gelişme diyeceksiniz ama ebeveynin hayatını kurtarıyor. Çocukların burnu tıkalı oldu mu hayatı zindan edebiliyorlar:)) 
Uçaklara baya alıştı. Sen-ben gibi tavır sergiliyor uçakta ve daha önce direndiği kemer takmama, masayı kapatmama gibi konularda daha bilinçli, bir kere söylediğin zaman söz dinliyor. 
İtiraf etmeliyim ki Duru genel anlamda söz dinleyen, kolay zaptedilen bir çocuk. O yüzden Allah'a şükrediyorum.

22 Eylül 2016 Perşembe

Yemek sorunsalı

Duru bugünlerde özellikle kahvaltı ve öğle yemeğinde çok az yemek yiyiyor. Akşamları da zorla, binbir türlü şaklabanlıkla bişiler atıyoruz ağzına. Artık dişlerden midir? Aynı menüyü yemekten sıkıldığından mıdır? Neye yoracağımı şaşırdım... 


Kahvaltıda omlet yapıyorum hep, bazen peynirli, bazen yulaflı, bazen cevizli... Cevizliyi bayadır reddediyor, peynirliyi baya yiyordu. Bende peynirliden kaptırmış gidiyordum. Bugün onu da yemeyince dedimki "menüden sıkıldı", kesin bilgi!
Bugün ona elma rendesi, ceviz, tarçın, yulaf, bal ve biraz da yoğurt karıştırdım... 3 kaşık yedikten sonra yine ağız burun kıvırmaya başladı benimki. En son karede tabağı sıyıran anne olarak yine ben vardım! Elime sağlık çok güzel olmuş, siz de deneyin:) 
Öğle ve akşam uyku öncesinde 250ml süt içiyor, o da karnını doyuruyordur (tokluk hissi veriyordur en azından) ama tabi ana yemek gibi faydası olmaz bünyeye... 


Bu arada meyve çok seviyor, her an meyve versem yiyebilir. Onu da istemiyorum açıkcası. Yemeğini yesin, ara öğün olarak meyve yesin istiyorum. Bir de kahvaltıda bal seviyor. Ama kahvaltısını etmeden ekmeğe bal sürüp vermek de istemiyorum... İnatlaşıyoruz yani bakalım... Ben "aç kalsın, acıkınca yer diyorum" ama tam acıkcak, uyku öncesi süt geliyor, aç kalamıyor da yani:)) 
Bu işe bir çözüm bulmam gerekiyor ya, haydi bakalım hayırlısı...

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Arabada beş evde onbeş

Ağustos sonu itibariyle 7. Ölümlü trafik kazası yaşandı geçen gün adamızda. Polis amcalar gazetede uyardı, araba kullanırken kemerinizi takın, hız limitini aşmayın, makyaj yapmayın, telefonla konuşmayın, mesajlaşmayın, bebeğinizle ilgilenmeyin... Hepsine tamam, eyvallah, ama o son maddeyi demicektin polis amca! BEBEĞİNİZLE İLGİLENMEYİN! 



Takdir edersiniz ki ada şartlarında Duru ile gün içinde gidebileceğimiz en uzak mesafe 15 dakika olmasına rağmen Duru bu yolculuk adeta 45 dakikaymış gibi tepki veriyor. Bir çocuk arabayı, araba koltuğunu bu kadar mı sevmez?!? Haliyle ben de ne kadar oyuncak varsa eline veriyorum, yanına koyuyorum ama o yine de şikayet edecek birşeyler buluyor... Evde her ne kadar kendi kendine oynamayı sevse de, arabada kendini oyalayacak şey bulamıyor. Nedeni bence koltuğa hapsolması. Çünkü Duru çok aktif bir çocuk. Yürümesi koşması lazım. Yerinde durmak mı? Aslaaa...

18 Ağustos 2016 Perşembe

Sözün bittiği yer

Duru'yla en uzun ayrılığımızın 5 saat olduğunu söylemiş miydim? Ama 3 kere 5 saat, yalan yok. 
Birinde Duru 1 aylıktı. Annem bizdeydi. Kocamla düğüne gitmiştik. 
Birinde Duru 4 aylıktı, ben tek başıma düğüne gitmiştim (Türkiye'de idik, Duru annemlerdeydi). 
Birinde de Duru 17 aylıktı, kocam Duru'yu alıp tekne turuna gitmişti (ben kafa dinlemek istemiştim). 
Hani o Duru 1 aylıkken kocamla düğüne gitmiştik demiştim ya, o gün bugündür kocamla başbaşa vakit geçirmedim dışarlarda...
Sizi de 2009 yılında çekilmiş bir karı-koca resmi ile selamlıyorum... 


Başka sözüm yok hakim bey! 

18 Nisan 2016 Pazartesi

Bugün kendim için ne yaptım?



Hakkaten bugün kendim için ne yaptım? Bu yukarıdaki maddelerden hiç biri! Madde madde inceleyecek olursak;

-arkadaşlarınızla buluşmak (hangi arkadaş?)
-sinemaya gitmek (akşam Duru uyuduktan sonra tek başıma gidebilirim ama niye?)
-bir gece yemeğe çıkmak (kızım ve kocam olmadan asla:))
-yeni bir hobi edinme ?!? Hönk

Onun yerine biz şöyle yaptık:

Duru ile kıçkıça gezdik bugün yine, aslında ben plajda yatıp yuvarlanmayı, güneşlenmeyi, kitap okumayı tercih ederdim ama "aman rüzgar var çocuk üşür" diye meydana gidip karo taşların üzerinde puset itekledim:) aslında rüzgarda yandığımı da hiç farketmezdim, bunalmadan bronzlaşırdım, ne şahane olurdu ama buna da şükür...
Yemek yapmadım mesela, dünden kalanları yedik, bu da 'kendim için birşey yaptım' statüsüne giriyor mu? En azından bişi yapmamış olmanın verdiği rahatlık, yersen! 
Akşam yemeğinden sonra Duru'yu uyutup muhtemelen dizi izleyeceğiz, bence bu 'kendim için bişey yaptım' kategorisinde fena oy almaz! Dizi olmadığı günler (pazartesi, salı dışındakiler) bazen kitap okuyorum, işte bu tam puan alır! 
Bu kadar işte bendeki 'kendim için bişey yaptım' faaliyeti, bununla yetiniyoruz, çok şükür!

31 Mart 2016 Perşembe

Uyku-suzsunuz

Duru çok uyuyan bir bebek değil. Buna şükür mü etmeliyim, isyan mı etmeliyim bilmiyorum. 


Çocukların günde toplam uyku ihtiyacı denilen birşey var. 12-18 ay bebeklerin toplam 12-14 saat arası uyku ihtiyacı varmış. Bu süreyi tamamladıkları takdirde sorun yok. Akşamları uzun uyuyorsa gündüz elbette az uyuyacak, bunun bilincindeyim. Akşamları saat en geç 20:30'da uyuyor Duru. Sabah da en geç 07:30'da uyanıyor. Yani günlük uyku ihtiyacının 11 saatini gece uykusundan alıyor. Gündüz tek uykuya düştü yaklaşık 1 aydır. Onda da birbuçuk veya iki saat kadar uyuyor. Yani toplamda onikibuçuk, onüç saat uyuyor gün içinde. Az değil... 
Ama nedense biz annelere hiç yetmiyor bu saatler:) hep daha çok uyusun, daha çok yesin istiyoruz... Günde bir kez uyuyorsa bebek en az üç saat uyumalı çünkü, kalıplaşmış bilgi böyle çünkü, aksi takdirde yetmez çünkü... Sorun onlarda değil aslında, sorun bizlerde çünkü:) 

29 Mart 2016 Salı

Bir zamanlar 40 uçmuş

Geçen sene bugün; kucaklarken titrediğimiz, gözünün içine baktığımız, ağlarken beraber ağladığımız minnoş kızımızın 40 uçurmasını yapmıştık. Annem yanımızdaydı, bol bol fotoğrafımızı çekmişti. Ne güzel, sıcak bir plaj günüydü, deniz soğuktu ama hava mis gibiydi... 


Nice güzel günler görelim hep birlikte, güneşli günler... 

Huzur burada:)

Uzun zamandır yazıcam bir türlü oturamadım bilgisayar başına. Geçen hafta paskalya olduğu için Sabri de evdeydi 4 gün, çok güzel geçti, hopladık zıpladık, deniz, plaj, kum, güneş derken şimdi tekrar eski rutinimize döndük. 
Duru'yu alıp fellik fellik geziyorum. Adada nereye gidebilirim zaten, belli başlı 2-3 yer var bebekle tek başıma gidip oyalanabileceğim. Geçen gün markete gittik, farkettim ki burada hayat yavaş ve bebek büyütürken bu işimi epey kolaylaştırıyor. 
Genelde adadan şikayet ediyorum, farkındayım. Haklı olduğum taraflar da var, kabul edin. Alternatifler az (etkinlik anlamında), alışveriş yok (daha önce bahsetmiştim bir AVM bile yok), yazın hava sıcak olduğu için gündüz kısıtlı zamanlarda sokağa çıkabiliyorsun, hatta yazın yağmur da yağdığı için çıkamayabiliyorsun, marketler pahalı, her zaman her aradığın sebze meyveyi bulmak zor, bulsan da taze olmayabiliyor vs vs... 
Ama hayatın akışı, o dinginlik, o huzur, kimsenin kimseyi takmayışı... Kabul etmeliyim ki Allah'a binlerce şükrediyorum... 


Geçen gün arabayı marketin otoparkına park ettim, Duru'yu arabadan indirdim, markete elele girelim dedim. Takdir edersiniz ki kendisi epey yavaş yürüyor minnoş ayakları ile. Olsun dedim, çok şükür bekleyenimiz yok, zamanımız çok, yürüsün bebeğim, hadi hadi hadi demeden geçsin ömrümüz, telaşsız, sakin. Ne mutlu bize... 
Düşünüyorum İstanbul'da eski şartlarda yaşıyor olsaydık (çalışmayan bir anne olabilir miydim o da muamma) apartmandan iner inmez caddeden geçen arabalar, kaldırımdan giden motorlar, kavga gürültü nedeniyle çocuğu kucağımdan indiremezdim muhtemelen, bir yere gitsen saatlerce dön dolaş otopark ara, saatlerini yollarda harca, günü değerlendireme, eve yetişecem diye koştur koştur çocuğu al götür, yavrum daha tadını çıkaramadan...
Haftasonu yapılan planlar nedeni ile hadi hadi kahvaltıyı hemen yapalım çıkalım, çocuğun uykusu gelmeden toparlanalım, offf düşününce bile boğuluyorum. Sanırım çok alıştım dingin hayata. 

Yıl sonunda eski işyerimden arkadaşlarım bize geldiğinde ona da demiştim, dönüp geçmişe baktığımda o kadar boş işlerle/kişilerle uğraşmışım ki, şimdi dışardan bakınca daha iyi anlıyorum. Kurumsal hayatın gereksiz hırsları, büyük şehrin gereksiz koşturmacası, hep bi çekişme, yarış, daha hızlı eve varma isteği, daha çok para kazanma ihtiyacı, daha daha daha... Hep bi telaş... Hiç gerek yokmuş, huzur sukunette... Bu da böyle biline...

7 Mart 2016 Pazartesi

07 Mart 2015

Geçen sene tam da bugün kızım yaşadığımız topraklara, Grand Bahama Adasına ilk kez ayak bastı. Daha doğrusu ayak basamadı belki ama kucağımda basmış kadar oldu. O zamanlar henüz 18 günlüktü kendisi ve ilk uçak yolculuğunu gerçekleştirmişti... 
Ben ise ne yazık ki henüz doğum yapmamışımcasına veremediğim kilolarım, lohusalığın vermiş olduğu herşeye ağlama krizlerim, bebeğim kucağımda, 'ne yapacağım ben şimdi bu kıllicik bebe ile’ çaresizliklerimle vermiştim bu pozu. 


Annem yanımdaydı, ne güzel günlerdi… 

Bugün ise kayınvalidemleri bir ay aradan sonra memleketimize uğurladık, sağlıcakla gitsinler inşallah. Biz yine evde kuzumla başbaşa kaldık, evimiz sessizleşti. 


Allah ağzımızın tadını hiç bozmasın, sağlığımız yerinde olsun gelir gider, konuşur güleriz yine. Önemli olan Allah sevdiklerimizin yokluğunu aratmasın...

2 Mart 2016 Çarşamba

Pabuççi

Dünkü yazımdan sonra giydirdim Duru'ya ayakkabılarını, çıkardım dışarı 'babanı karşılayalım' diye. Dışarıda olmayı seviyor, o da haklı, ne yapsın dört duvar arasında... Oyuncaklar, kitaplar bir yere kadar... 

Neyse ayakkabıları giyince bir titreme geldi tabi başta ama hem dedesi hem babaannesi alkış kıyamet 'ayyy ne güzel oldu benim kızım'lar falan derken çıktık dışarı. İlk başta yürürken ayaklarına bakıyordu devamlı, sonradan alıştı. Ayağındaki kedileri görmek için hızlı hızlı adım atıyordu:)


İlk pabuçları morhercare'den büyük teyzesi tarafından alınmış oldu. Kendisine sevgilerimizi gönderiyoruz:)

Havalar güzelleşti, yağmurlar dindi, soğuklar azaldı. Bundan sonra ben bu kızı evin içinde tutamam, aha bunu da buraya yazıyorum. Kayınvalidemler burada diye maçı idare ediyoruz ama onlar gidince tabana kuvvet, gez babam gez... Hakkımızda hayırlısı diyorum:)

1 Mart 2016 Salı

Duru'daki gelişmeler-Mart 2016

Duru uzun zamandır günde iki kez uyuyor. Bir sabah 10:30 gibi bir de öğleden sonra 14:30 gibi... Ama gelin görün ki bugünlerde sabah uykusuna çok zor dalıyor ve çok kısa uyuyor, hatta bazen uyumadı denecek kadar az uyuyor (5dk kadar). Bu da beni çok hırpalıyor. Hem uyutmak için çok çaba sarfediyorum hem de uyumayınca motivasyonum düşüyor:( sabahki huysuzluğu da cabası...

Acaba tek uykuya mı geçecek diyorum ama bakalım zaman ne gösterecek. İki uyku aslında iyi oluyordu, hele ki iki kez 1.5 saat kadar uyursa süper, tüm işlerimi görebiliyordum rahatlıkla. Tek uyku olup da 3 saat uyuyacaksa buna da hazırım. Ama tek uyku olup da 1.5 saat olacaksa hayıııııırrrrr olamaaaaazzz....


Her geçen gün yeni yeni şeyler yapıyor, beni şaşırtıyor. Ne desek tekrar ediyor kendince. Çok çabuk öğreniyor. 

Bugünlerde 'kaç yaşındasın?' sorusuna eliyle 1 işareti yapmayı ve yemek yerken 'nefis mi olmuş?' dediğimizde parmaklarının uçlarını birleştirerek güzel işareti yapmayı öğrendi. 

'Tavşan ne yiyor?' diyorum -havuç diyor dudaklarını büzerek.

Uykusu gelince meme meme meme demeye başlıyor. 

Öpücük ver diyince ağzını yanağımıza dokunduruyor.

En sevdiği oyunlardan biri bir kutuya bir nesne koyup 'gittii' demek. O nesneyi kutudan tekrar tekrar çıkarıyor, koyuyor... Gitti, aa burdaymış diyerek oynuyoruz. 

'Gel çorap giydireyim' dediğimde ayağını uzatıyor. Bu arada kesinlikle ayakkabı giymiyor. Bugüne kadar hiç ayakkabı giymedi, ona garip geliyor, ağlıyor, çığlık çığlığa çekiştiriyor ayakkabıları. İşimiz var... 

Yemek istemediği yemekleri bir şekil şarkı türkü oyunla yediren ben, bugünlerde kesinlikle yediremez oldum. Dudaklarını bir kapıyor, açtırabilene aşk olsun... 

Bugünlerde tırnaklarını da kestirmez oldu, ikidir uyurken kesmek zorunda kalıyorum. Hay bin kunduz....

Bebekken daha mı kolaydı herşey?

26 Şubat 2016 Cuma

Güzel şeyler de olmuyor değil...

Belki de kötü düşünce, devamlı birşeyleri dert etme daha da kötüyü beraberinde getiriyor. Şimdi dayımın torunu da hasta olmuş kıyamam  daha 6 aylık bebek. Sağlığına kavuşsun inşallah en kısa zamanda. 
Diğer hastalardan da çok kısa bahsedip güzel şeyler paylaşmaya karar verdim bugün. Güzellikler getirsin diye... 

Dayım 2 güne hastaneden çıkıyormuş, çok şükür, tedavisine evde devam edilecek. Anneannem yoğun bakımdan normal odaya alındı bugün, tedavisi sürüyor. Virüslü aile fertleri iyileşti, hasta bakımına devam ediyorlar. Haberler iyi yani... 

Geçen hafta gerçekleştirdiğimiz ama paylaşmak içimden gelmediği için ertelediğim yazımın konusu 'Duru'nun ilk doğum günü'... Paylaşmak bugüne nasip oldu:

17 Şubat 2016 Çarşamba günü Duru'nun fotoğraf çekimi vardı. Tam gününde olsun istedim... Çok da güzel oldu. 

Bu fotoğraf çekimi için biraz endişeliydim doğrusunu söylemek gerekirse. Duru poz verecek mi acaba, güzel pozlar alabilecek miyiz, huysuzlanır mı diye korkuyordum. Hiç korktuğum gibi olmadı, Duru sağolsun çok iyi iş çıkardı. Eline inci kolyeler, balonlar verdik, iyi oyalandı.
Bir arkadaşımız sağolsun geldi 1-2 saat Duru ile uğraştı ama çok güzel fotoğraflar çıktı ortaya. 


Amerika'da 1. yaş günü gelenekseli 'cake smashing' denilen 'pastaya yumulma' denemesi yapalım istedik. Minik bir pasta yaptırmıştık, Duru da belki ağzı ile pastaya dalar, her tarafına bulaşır ve biz de o anı fotoğraflarız diye ama bizim kız biraz temkinli olduğu için elleriyle mıncıklamak ile yetindi. Olsun, biz o şekilde de güzel pozlar yakaladık. 



Bu arada hem bu fotoğraf çekimi için hem de haftasonu gerçekleştirdiğimiz doğum günü partisi için hemen hemen tüm dekorasyon malzemelerini kendimiz yaptık. Kayınvalidem, Sabri ve ben 2 hafta akşamları Duru'yu uyuttuktan sonra geç saatlere kadar onlarla uğraştık ama değdi. Çok güzel oldu, herkes de çok beğendi. Tek tek anlatacağım...


Yukarıdaki resimlerde gördüğünüz ONE yazısını çuvallardan kestik, üzerine fırça ile beyaz renk harfler boyadık. Her harfin arasına kurdeleler bağladık. Altındaki sarı-pembe püskülü yapmak için de grapon kağıtlarını minik minik keserek bir ipe dizdik. 

Yine yukarıda gördüğünüz pembe tütüyü kayınvalidem yaptı. Kumaşçıdan tül almıştık 3 farklı tonda. onları kısa kısa keserek bel lastiğine geçirdi, aralara da kurdele attı, çok güzel oldu. Duru ilk gün korktu ama sonra alıştı. Bütün gün salonda oyuncaklarının arasında tuttuk alışsın diye, nitekim ertesi güne alışmıştı. 

Doğum günü partisi için kayınvalidem bu kavanoz ve şişeleri Türkiye'den taşıdı. Üzerinin stickerlarını bile oradan getirdi, burada kestik, tülünü, kurdelesini silikon tabancası ile yapıştırdık. Yarısının içine kum, yarısının içine m&m çikolata koyduk. Özellikle partiye gelen çocuklar bayıldı :)

Bu şişe ve kavanozları bir torbaya koyarak gelen kişilere hediye ettik. İçlerine Duru'nun ayağının izini bastığımız kartlara teşekkür yazısını da ekledik. 
Ayak izini alma süreci epey zorladı bizi. Aslında itiraf etmeliyim başta bu konsept el izi ile yapılacaktı ama Duru sağolsun avucunu açmadığı için o iş yattı:) Ayak izi de farklı oldu tabi :) Yumuk yumuk ayaklarını yidiğim..


Yemekler muhteşem olmuştu, herkes bayıldı. Kayınvalidem döktürdü yine :) Börekler, patates salatası, makarna salatası, cupcakeler, kurabiyeler, çikolata topları, meyveler ve PASTA...


Fotoğraf çekiminde kullandığımız ONE yazısını Duru'nun doğumundan bugüne olan her ay çektiğim fotoğraflarla süsledik, o da çok hoşuna gitti misafirlerin. 'Zaman nasıl geçiyor', 'nasıl da minicikti', 'ne ara büyüdü' dedirten cinsten fotolar... Bu arada kenardaki sarı pompomlardan 6-7 tane farklı renklerde yapmıştık, başka başka yerlere astık... Hoş göründü... 


Yemek masasının arkasına çok güzel bir fon yaptık, üzerine yine el yapımı çuvaldan HAPPY BIRTHDAY yazısı. Epey vakit aldı ama çok güzel oldu, elimize sağlık. Pembe-beyaz-mor fonu plastik kullan-at masa örtülerini keserek ve her bir parçayı ipe bağlayarak yaptık. Uçuş uçuş oldu, çok beğendim, içime sindi... Ayrıca güzel bir aile fotoğrafımız oldu, o da ayrıca hoşuma gitti :) 
Bu arada bir partinin olmazsa olmazlarından uçan balonlar çok güzeldi. Niyeyse ben uçan balon olayını çok seviyorum. Pembeli beyazlı değişik değişik balonlar almıştık, değişik kombinler yaparak astık bir yerlere, çok tatlı oldu....



Bu arada bir kaç gün önceden Duru'ya pastadaki muma üflemesi gerektiğini öğretmeye çalıştım ama pek başarılı olamadım sanırım. Ara ara canı istediğinde üflüyor gibi bir şey yapıyor ama doğru zamanda asla olmuyor bu... 
Şimdi durup dururken 'Happy Birthday Duruuuu' diye şarkı söylemeye başladığımızda yüzü gülüyor, sallanmaya başlıyor, el çırpıyor... Çok şükür ilk doğum gününü çok güzel atlattık, Allah nicelerini nasip etsin...
Toplam 42 kişiydik (çoluk çombalak hepsi dahil). Herkesin yüzü gülüyordu, ortam, yemekler ve muhabbet hoşuna gitti herkesin. En önemlisi buydu... Düşünüyoum da, geçen sene kendi doğum günlerimizdeki katılımcılarla, Duru'nun doğum günündeki katılımcıların hepsi farklı. Hep derlerdi 'çocuktan sonra arkadaşlar değişiyor' diye, 'daha çok çocuklu ailelerle takılmaya başlıyorsun' diye, bu kadar bariz değişeceğini düşünmüyordum. Gerçekten de artık hep çocuklu ailelerle takılıyoruz, bu partide de onu görmüş olduk. Bakalım seneye nerede, kimlerle ve nasıl kutalayacağız, merakla bekliyorum:) 





17 Şubat 2016 Çarşamba

Geçen sene tam da bugün...

Geçen sene bu vakitler, tam da uyuyamadığım bir gecenin ardından, suni sancı ile bebeğimi kollarıma almak için doğumhaneye gidiyordum. Daha dün gibi derler ya hani, aynen öyle.

O heyecanım, sakin kalma çabalarım, neler yaşayacağımı bilememenin verdiği çaresizlik, kaç saat sürecek derdi, ilk deneyim... Tadı hep bambaşka olan ilk deneyimim o benim. İlk göz ağrım, başımın tacı, evimizin neşesi, gönüllerimizin prensesi. 


Güler yüzlüm, nazik, kibar kızım... 

Geçen sene bugün seni kollarımıza aldığımızda gözlerimizdeki yaşlar, kalplerimizdeki sevinç, midemizdeki kelebekler boşa değildi. Sen gelmiştin uzun bir yolculuk sonrasında, nihayet bizim olmuştun. O zaman hasret sona ermiş, tüm mutluluk, endişe, hüzün, sevinç bizimle olmuştu...


Huzurumun kaynağı, yüzümdeki tebessümün sebebi, miniğim...

Bir sene boyunca bir sürü ilk yaşattın bize... Gülücüklerin, hareketlerin, bakışların, adımların, sözcüklerin ve daha niceleri. Hepsi için sana teşekkür ediyorum. Allahıma bin şükür...



Bugün 1 yaş büyüdün, Allah bize daha nice kutlamalarını göstersin inşallah. Biz hayatta olduğumuz sürece sana olan desteğimiz ve sevgimiz hiç bitmeyecek. Seni her aile gibi elimizden geldiğinin en iyisi olacak şekilde büyütmeye çalışıyoruz, inşallah hem ailemize hem de yaşadığın ülkeye hayırlı bir evlat olursun bebeğim. Kimsenin seni üzmesine izin vermeden, düşe kalka ama hiç pes etmeden, arkana bakmadan, doğru kişilerle, doğru adımlarla yürürsün inşallah yolunda... 

Seni çok seviyorum bal köpüğüm...

Yüzündeki gülücükler hiç eksik olmasın.

Doğum günün kutlu olsun!

Annen

17 Ağustos 2015 Pazartesi

Türkiye'den 'Duru' bir rüzgar geçti...

Hastalıkla, sağlıkla, kahkahalarla, bol bol kucakta, oyun halısında yerlerde, salıncakta göklerde, çimlerde yayılarak, öpülerek, sevilerek, koklanarak, yeni dişlerini karşılayarak, sürünmesine şahit olarak, çok çok değişik sesler çıkararak, ek gıdaya başlayarak, ailemizle tanışarak geçirdik bu ziyareti. Herkes memnun, ayrılık zor, Allah tekrarını göstersin inşallah diyerek, günlük fotoğrafımızı paylaşıyorum. Bir 'Maşallah'ınızı alırız :) 

28 Mayıs 2015 Perşembe

Koca bir 100 gün :)



Bugün 100 günü geride bıraktı Duru... Zaman çok çabuk geçiyor, onu da Duru'nun gelişimine baktıkça anlıyorum. Ne ara yüzüstü yatarken kafasını kaldırıp etrafını seyre daldı, ne ara yatakta kendi kendine dönmeye başladı, ne ara poposunu kaydıra kaydıra salıncağından inmeyi başardı... Sanki o günler hiç gelmeyecekmiş gibiydi... Yatağına veya sandalyesine koyduğum gibi bulacaktım sanki uzuuun bir süre. Yanılmışım... Zaman geçiyor ve bebeğim büyüyor. İlk adımlarını, ilk sözcüklerini de anlatacağım günleri görelim inşallah...
Bu süre zarfında az uyudum ama gözaltı morluklarıma aldırış etmedim, yoruldum ama hiç üşenmedim, gaz yapar diye en sevdiğim yemeklerden vazgeçtim çünkü bebeğime acı çektirmekten korktum, ona bakmam için enerjik olmam gerek diye düşündüm ve canım istese de istemese de doğru beslendim...
'Hayatta yapamam kimse kusura bakmasın' dediği şeyleri bile yapıyor insan demek ki, onu gördüm... İnsan canı için, kanı için, kendinden olan için elinden geleni ardına koymuyor demek ki... Çok şükür Allah'a bize bugünleri nasip etti, kızımızı bize verdi... Yaşadıklarımız, gördüklerimiz, huzurumuz, sevgimiz, varlığımız, birlikteliğimiz, yediğimiz, içtiğimiz herşey için sonsuz şükürler olsun... Nice 100 günlere, haftalara, aylara bebeğim... Hep birlikte...

17 Mayıs 2015 Pazar

geride kalan ilk üç ay...

İlk üç ayı bitirmenin vermiş olduğu rahatlıkla tekrar karşınızdayız. İlk 40 günün ne kadar zorlu geçtiğinden bahsetmiştim hatırlarsanız. Ondan sonraki 50 günde, 'ohh çok rahat geçti, yan geldim yattım' diyeceğimi zannediyorsanız yanılıyorsunuz:) problemler boyut değiştirerek karşımızdaydı bu sefer... Bu dönemde de gözyaşlarım beni yalnız bırakmadılar sağolsunlar.. 

Öncelikle Duru 65 günlükken annem Türkiye'ye dönünce bir posta yalnızlıktan ağladım, bebeğim bağırsak sancılarıyla ağladı, ben de onunla ağladım, bebeğim 3-5 günün ardından kaka yapınca bu sefer de sevinçten ağladım... Bu ara baya bi ağladım yani anlayacağınız. Sanırım halen hormonların etkisindeyim. Neyse ki, şimdi hepimiz alıştık birbirimize. Bu arada  yavruma ızdırap çektiren (dolayısıyla bize de) sancılar ne ola ki dedim, araştırdım.. Özellikle 8. haftalarda başlayan infantil kolik denilen şey çıktı karşıma. Bağırsak kasılması.. Nedensiz çığlık çığlığa ağlamalar ve anne-babayı nasıl çaresiz bırakırım düşüncesi:) başarılı da oldu. Acaba bir yeri mi acıyor? Uykusu mu var? Dişi mi çıkacak? Bezi mi sıktı? diyerek çaresiz kaldık... Üç ay sonunda biter dediler; hakikaten bugünlerde epey azaldı... Bir dert bitiyor ama yerine yenisini mutlaka bırakıyor. Şimdilerde yeni problemimiz (bu Duru'nun değil bizim problemimiz aslında) 'uykuya dalma'. "Senin çocuğun nasıl uykuya dalıyor?" diye kime sorsam aldığım cevap hep aynı "memede". Benim ki dalmıyor... Kucakta gezdir Allah gezdir. İşte o zaman hamile kalmadan önce neden şu ağırlıkları indirip kaldırmadım diye söyleniyorum kendi kendime. Kollar ağrıyor, bel kopuyor. Bu dönemde gece uykularında bizim yatağımızdan kendi yatağına transfer etmeyi başardık, uykuya dalma işini de başaracağız inşallah...

Annem gittikten sonra elim kolum ayağim kopmus gibi olmadım değil. Kızı uyuttuktan sonra aklıma binbir türlü aktivite geliyor, bu kısıtlı zamanda hangi birini yapsam diye planlar yapıyorum. Aktivite dediğim de ütü, çamaşır, bulaşık falan hee yanlış olmasın:) bi de arada unutmazsam yemek yemem lazım tabi... Dişimi fırçalamadığım günler oldu, hala da oluyor ama annemin gittiği gün iyi planlama yapamadığım için tuvalete bile gidemediğimi söylesem bi tarafınızla gülersiniz herhalde bana:)) ben sonradan güldüm de... 

E tabi hep böyle karamsar, olumsuz geçmiyor günler. Gülüşlerini aklıma kazıyorum bebeğimin, bol bol fotoğrafını çekiyorum, kokusunu hergün içime hapsediyorum, oyunlar oynuyoruz, ayaklarımızı havuza ve kuma sokuyoruz, kitap okuyorum, hikayeler anlatıyorum... Onun gülen gözlerini görünce dünyalar benim oluyor...

Onu bunu bırakın da, tek başına bebek büyütmek zorlu bir işmiş, onu gördüm. 45 saniyede nasıl yemek yenir onu öğrendim, yemeğimi sıcak sıcak yiyebiliyorsam, Sabri ile aynı anda oturabiliyorsak sofraya şükrettim... Akşam olsun da Sabri gelsin diye gözüm hep saatteydi, haftasonları dünyalar benim oluyordu.. Çalıştığım dönemlerde bile bu kadar iple çekmemiştim haftasonlarını.. Sabri'nin olması, onun desteği, yardımı benim için çok önemli.. Sağolsun o da çok ilgileniyor, bi yandan büyütürken bi yandan da büyüyoruz işte... Allah sağlık verdikçe, doğan büyüyor gerçekten, zaman hızla akıyor...

29 Mart 2015 Pazar

Kırkımız nasıl çıktı?

Doğumdan sonra ilk 40 gün (6 hafta) çok önemli dediler. Haklıydılar ama bu 40 gün nasıl geçti bir de benden dinleyin. 

İlk iki gün hastanede yaşadığımız rahatlık eve gelince bir miktar azalıyor tabi. Orda herşeyi yapan doktorlar, hemşireler, senin yattığın yerden kalkmana bile müsade etmiyor. Yediğin önünde yemediğin arkanda… Eve çıktığın andan itibaren biraz daha yoğun, yorgun günler seni bekliyor. Öncelikle 2 gün önce karnında olan bebeğinin şimdi kucağında olması düşüncesi insanı hayrete düşürüyor. 'Sanki hiç çıkmayacakmış gibi düşünüyormuşum demek ki' diyorum. Bebeğime uzun uzun bakıp, tek tek tüm hatlarını incelemeye başlayınca, Allah’ın bu mucizesine inanmamak elde değil. ‘Ey güzel Allah’ım sana şükürler olsun’ demekten kendimi alamıyorum.
Emziren her kadında olduğu gibi bende de ‘Acaba sütüm geliyor mu? Geliyorsa yetiyor mu? Sütüm verimli mi?' sorularına cevap aramakla geçiyor ömrümüz, hala da öyle… Süt yapan yiyecekleri yemek kadar gaz yapmayan yiyecekleri seçmek de oldukça zor bir iş. Zira bu süreçte biz de gaz sancılarıyla uğraşmadık değil. Ihlamur-rezene çayı içirdik, çörek otu suyu içirdik, ayaklarının altına ve göbeğine çörek otu yağı sürdük, gaz ilacı zaten içiriyorduk (doktorumuz pek işe yaradığına inanmadığı halde). Yine de ilk hafta o ağladı, ben ağladım. İnsanın elinden bir şey gelmemesi ve ona teselli olamaması ne kadar acı bir duyguymuş, onu anladım. Sık sık emmeleri, emerken uyumaları, göğsümde uyutmalarım, kendim huzursuz uyusam da bundan hiç şikayetçi olmayışıma ben bile şaşırıyorum. 
Geceler gündüzler birbirine karıştı ama kızımız bugünlerde öyle güzel gülüyor ki, tüm yorgunlukları, uykusuz geceleri unutturuyor insana...
Kız kakasını yapınca sevinir olduk, işimiz gücümüz 'bugün kaka yaptı mı?’, 'Kaç kez yaptı?’... Bunların cevapları sütün yeterli olup olmaması adına önemli. 
Göbek düşene kadar pek alt değiştirmedim ama hep değiştirene (annem ve eşim) destek oldum. Şimdilerde kimseye ihtiyaç duymadan değiştirebiliyorum tabii ki. İlk banyosunu da göbek düştükten sonra yaptırdık. 
Hep endişelerimiz oldu, her hapşurduğunda 'üşüdü mü yoksa? düşüncesi kafamızda belirmedi değil. Bir de soğuk memlekette olsak ne yapacaktık bilemiyorum. 
Zaman bulamasam da sütümü sağmaya çalıştım ki dışarı çıktığımızda yedeğimiz olsun veya annem dolaptaki sütü versin de ben sabahları birkaç saat fazla uyuyayım… Ama bu süt sağma işi de gıcık bir şey.  Kız zaten saatlerce emiyor, biraz bekleyeyim de sütler dolsun, sonra yine sağayım, hoop kız yeniden emecek derken bir ara ben başka hiç bir şey yapamaz oldum. Aslında tavsiye edilen; emzirme sonrası  hemen sağıp göğüslerdeki süt kanallarını tamamen boşaltmak ama başlarda açıkcası onu pek uygulayamıyordum. Şimdilerde daha iyiyim sanki bu konuda...
Fazla kilolarım nedeni ile ne eski kıyafetlerime girebiliyorum ne de yenilerine. En bunalım dönemimdeyim yani. Bir yandan kilo vermek için az yiyeyim diyorum, bir yandan ‘sen emziriyorsun, yemen lazım’ söylemlerine maruz kalıyorum. 
Bu zorlu süreçte herkes kendi deneyimini aktarmak istiyordu ama bilmiyorlardı ki her çocuk kendine özel ve ne kadar planlı yaşamaya çalışsan da o plana uyamadığın bir çok zaman oluyor. ‘Biberona alıştırma memeyi unutur’, ‘emziğe alıştırma ilerde bıraktırması zor olur’, 'geceleri mutlaka kendi yatağında ve yan yatır', 'taşa basma sütün üşür', 'bu araba koltuğu bu bebeğe büyük mü geliyor ne? Çocuk içinde yamuluyor'... Emzirirken bebeğimi tutuş şeklime bile karıştılar da bir bildikleri vardır dedim, ses etmedim...
Hep bir çıkmazlardayım yani anlayacağınız. İlk 6 hafta bitti, şimdi sıradaki söylem ‘3 ay bitince sen de rahatlayacaksın, bebek de’… Sabırsızlıkla bekliyorum…. Şimdi bu yazıyı okuyanlar olarak hemen bir ‘maşallah' diyelim, nazar değmesin bebeğimize:)